AKP Manisa Milletvekili Selçuk Özdağ, "Talep olmadan imam hatip açılmasını doğru bulmuyorum. Milli servete israf olarak görüyorum" açıklamasında bulundu.

AKP Manisa Milletvekili Selçuk Özdağ, "Geçmişte katsayı adaletsizliği nedeniyle imam hatiplerin önünü kesmek yanlıştı. Şimdi de aynı şekilde talep olmadan imam hatip açılmasını da doğru bulmuyorum" dedi.

‘TALEP OLMADAN İMAM HATİP AÇILMASI İSRAFTIR’

- İmam hatipler tartışmasına ne diyorsunuz? Düz liselerin kaldırılıp yerine çok sayıda imam hatip açılmasına tepki gösteren veliler var.

Geçmişte katsayı adaletsizliği nedeniyle imam hatiplerin önünü kesmek yanlıştı. O durumdan endüstri meslek liseleri de nasibini aldı, Türkiye sanayisi zarar gördü. Şimdi de aynı şekilde talep olmadan imam hatip açılmasını doğru bulmuyorum. Milli servete israf olarak görüyorum. Ayrıca bu imam hatiplerin mehabetine de zarar verir diye düşünüyorum. Nerede, ne lazımsa onu açmak lazım. Arz-talep dengesini gözeterek yapmak gerekiyor.

HaberTürk'ten Kübra Par'a konuşan Özdağ'ın açıklamaları şöyle:

- Barzani ile hükümetin dostane ilişkileri vardı. Hatta son Ankara ziyaretinde bölgesel yönetimin bayrağı asılmıştı. Ne oldu da özerklik ilan eden Barzani’yle resmi devlet düzeyinde ilişkiler kurarken politikanızı değiştirip referanduma sert tepki gösterdiniz?

Bu bağımsız şekilde yapılmış bir hareket değil, arkasında İsrail var, ABD var, Batı dünyası var. “Önce burayı, sonra Suriye’yi, ardından da Türkiye’yi istikrarsızlaştıracağız” diyorlar. Biz Kürtleri her zaman kardeş bildik, çünkü Müslüman’ız. Referandum Irak topraklarını ilgilendiren bir sorun değil. KCK sözleşmesi, Öcalan ve Barzani’nin beyanları, asıl hedefin Türkiye topraklarını içine alan büyük Kürdistan olduğunu gösteriyor. Bu durumda, “Kardeştir, topraklarımız feda olsun” diyemeyiz. Tavrımızın nedeni de özeti de budur.

- Ama AK Parti içindeki Kürt milletvekilleri, “Barzani’nin Kuzey Irak’taki referandumu Türkiye’yi etkilemez, çünkü Türkiye’deki Kürtlerin bağımsızlık talebi yoktur” diyorlar.

“Türkiye’de olmaz, Kürtlerin böyle bir talebi yok” diyorlarsa, burada özerklik talebini kim istedi? Ben mi istedim? Bese Hozat, “Artık devrimci halk savaşı başlıyor” dememiş miydi? Niye Kandil’den Türkiye’de 50 bin kişinin ölümüne sebebiyet verdiler? Neden benim barajlarıma, petrol boru hatlarıma engel oldular? Neden insanları kaçırıp öldürdüler? Sadece askerle, polisle çatışmadılar; korucu, öğretmen ve doktorları öldürdüler...

- Dolayısıyla, “Barzani ayrı, PKK ayrı diye göremeyiz” mi diyorsunuz?

Göremeyiz. Türkiye, İran, Irak ve Suriye aynı fay hatlarına sahip ülkeler. Birinde meydana gelen gelişmeler, mutlaka ama mutlaka, şu veya bu şekilde bir diğerini de etkiliyor. Suriye kantonlarının içerideki ayrılıkçı unsurları nasıl tahrik ettiğini görmedik mi? Hendek teröründe yaşayarak gördük.

- Ama Kandil’in aslında Barzani’nin referandumuna pek sıcak bakmadığı, hatta aralarında bir gerilim olduğu söyleniyor...

Doğru, bunların kendi aralarında farkları var. Nasıl ki Talabani geçmişte farklı ise Goran hareketi ile Barzani de farklı, PKK hareketi de farklıdır. Burada aralarında bir iktidar kavgası veriyorlar.

- Peki, “Türkiye’nin bu farktan yararlanarak Barzani’yle dostane bir ilişki kurması milli çıkarlarımız açısından daha faydalıdır” tezini yanlış mı buluyorsunuz?

Zaten bugüne kadar Barzani’yle iyi geçindik. Burası Irak’ın toprak bütünlüğü içerisinde federe bir yapıydı. Bu federe yapı, “Ben ayrı bir devlet kuruyorum” diyor. Yetmiyor, “Bu devletin sınırları şimdiki sınırları değil, Kerkük, Musul, Suriye, Türkiye ve İran’ın Laristan bölgesidir” diyor. “Bu benim Irak’la bir meselem” dese anlayacağız. Ama anayasasında, Güneydoğu Anadolu’muzu sınırları içerisinde gösteriyor. Bu benim topraklarımla alakalı bir şeydir.

‘1965’TE DEMİREL’E KUZEY IRAK TEKLİF EDİLDİ’

“1959 yılında Mustafa Barzani’nin babası Irak’a çağrılarak Türkmenlere karşı büyük bir kıtal yapıldı. Neden? Toprakları büyütmek, Arapları uzaklaştırmak, kendilerinin bulunduğu bir coğrafya inşa etmek istediler. Bunlar her zaman egemen güçlerden destek aldılar. 1965 yılında ABD, Demirel’e ‘Irak’ı bölelim, Kuzey Irak’ı alıp sizin Güneydoğu Anadolu’ya bağlayalım, federal bir yapı yapalım, size bir eyalet oluşturalım’ dedi. Bu Sadi Koçaş’ın hatıralarında var. Demirel ve o günkü devlet aklı bunu kabul etmedi. ‘Kıbrıs’ta bize yardımcı olmayan ABD, bize neden böyle bir coğrafyayı vermek istiyor, entegrasyonu yapacak bölünme hareketini hızlandırıp bizi de bölecek’ diye düşünüp çekindiler. Doğru yaptılar.”

‘DİPLOMASİ DEVAM ETMELİ’

- Cumhurbaşkanı Erdoğan “Bir gece ansızın girebiliriz” derken, Başbakan Yıldırım “Savaşa girmiyoruz” dedi. Dışişleri Bakanı, “Habur’un kapatılması söz konusu değildir” ifadesini kullandı. Hükümette kafa karışıklığı var mı? Bundan sonra Türkiye ne yapmalı?

Birincisi, diplomasi devam etmeli. İkincisi, Türkiye bu noktada İran’la, Irak’la, Suriye’yle temaslarını çok ciddi şekilde artırmalı. Üçüncüsü, Batı dünyasına burada kurulacak bir devletin, bu coğrafyaya kan ve gözyaşı getireceğini söylemeli. Nasıl ki Irak’takinden, Suriye’dekinden nasiplerini aldılarsa aynı şekilde bu kan ve gözyaşından da etkileneceklerini söylememiz gerekiyor. Kuzey Irak’ta DEAŞ gibi örgütler çıkacak. Çünkü otoritenin olmadığı yerde egemen güçlerin ajanları tarafından çeşitli örgütler kuruluyor. Suriye’deki istikrarsızlaştırma, dünyanın her yerinde canlı bomba olarak dönüyor. Irak’a bu kadar müdahale olmasa PKK bu kadar güçlü olur muydu? Suriye’ye müdahale olmasa YPG, PYD olur muydu?

- “İlk olarak diplomatik ilişki sürmeli” dediniz. İvedi bir askeri operasyonun olmasından yana değilsiniz. Doğru mu anladım?

Öncelikle bölgede Barzani’ye ve halkına bunun yanlış olduğunu izah etmeliyiz. Zaten uçuşlar iptal ediliyor, hava sahaları kapatılıyor. Petrol boru hatlarıyla ilgili sıkıntılar yaşayacaklar. Çünkü Barzani’nin ülkesinde çoğu insan memurdur, başka bir gelirleri yoktur. Eğer buradaki istikrarsızlık bizim ülkemizi etkilerse askeri müdahale zaten düşünülecektir.

- Peki, Türkiye askeri müdahalede ne kadar ileri gidebilir?

Burada erken konuşmak doğru değil. Bahsettiğimiz türden olaylar gerçekleşirse diplomatik, ekonomik çalışmaları konuşmayız. Çünkü siyasetçi erken konuşmamalı, siyasetçi dikkatli konuşmalı.

- “Orada Türk işadamlarının da yatırımları var. Yaptırımların bize de ekonomik anlamda zararı olur” diye düşünenler de var. Ne dersiniz?

Burada benim ülkemin milli menfaatleri varsa, kişilerin menfaatlerine halel gelebilir. Devlet bunları tazmin eder, çünkü geleceğimiz söz konusu...

‘TÜRKİYE GEÇMİŞTE HATA YAPTI’

Bunlar yıllardır bu coğrafyada ezildiler, Saddam tarafından dışlandılar, zaman zaman sürgüne gönderildiler, öldürüldüler. Türkiye bunlara her zaman sahip çıktı. Saddam’ın zulmü bahane edilerek oraya müdahalede bulunuldu. 2003 yılında Irak defacto olarak bölündü. Türkiye burada hata yaptı. 1996’daki çekiç güç oylamalarında Türkiye “Evet” verdi. 38. paralel üzerinde bir yapı kurulmasına, ABD ve BM askerlerinin konuşlandırılmasına müsaade etmek hataydı. “Hayır” veren tek kişi, Muhsin Yazıcıoğlu’ydu. “Batı dünyası suni sanal devlet kurmak istiyor” dediler.

- Siz o dönem Muhsin Yazıcıoğlu ile birlikteydiniz değil mi?

Evet, genel başkan yardımcılığını yaptım. 17 yıl beraber çalıştık. 2003’te Saddam devrildi. Biz Esed’den randevu aldık. Ben gidemedim, Muhsin Bey gitti. Esed o zaman sıranın önce kendisine geleceğini, sonra Türkiye’ye, daha sonra ise İran’a geleceğini, birleşik bir Kürdistan kurma noktasında çabalarının olduğunu söyledi. Kimin, Kürtlerin mi? Hayır, egemen güçlerin... Bizim hassasiyetimiz şu; Irak, İran, Suriye, Türkiye toprakları bir bütündür. Burada Barzani’nin yapmış olduğu referandum kesinlikle Irak Anayasası’na ve Anayasa Mahkemesi’ne göre yanlıştır.

‘KÜRT VATANDAŞLARIMIZ YAPILANI ANLAYACAKTIR’

- Barzani’nin partisi KDP’nin Türkiye sözcüsü Rojhat Amedi, “KDP çizgisinde yer alan Kürtler 2000’lerin başından beri AK Parti’ye oy veriyorlar. Eğer Türk hükümetinin tavrı bu şekilde devam ederse AK Parti Kürt illerinde tabela partisine dönüşür, oy alamaz” dedi. Türkiye’nin bu adımları, Türkiye’deki Kürtleri küstürür mü?

Türkiye çok sıkıntılı bir durumla karşı karşıyadır. Öyle bir politika izlemeliyiz ki hem kadimden kalan haklarımızı koruyalım hem ülke sınırlarımızı koruyalım hem geleceğimizi koruyalım hem de Kürt kökenli vatandaşlarımız bundan rahatsız olmasın. O yüzden kullanılan dil çok önemlidir. Türkiye’deki tüm vatandaşlara, politikamızın Kürtlere karşı olmadığını, Türkiye’yi de içine alan bir parçalanma planına karşı olduğunu doğru bir dille anlatmalıyız. Zaman içinde egemen güçlerin yaptıklarını ve yapacaklarını söylersek Kürt vatandaşlarımız da bunları anlayacaktır.

‘AYSEL TUĞLUK’UN ANNESİNE YAPILAN HAYVANLIKTIR’

“Türk-Kürt kardeştir. Aysel Tuğluk’un annesine reva görüleni ne dine ne imana sığdırmak mümkün. Bu hayvanlıktır. Biz şimdi Nâzım Hikmet’in cenazesini de Türkiye’ye getirmek istiyoruz. Nâzım Hikmet’le aynı şeyleri düşünmüyorum ama bu ülkenin sanatçısıdır. İnsanların ölüsüyle, cenazesiyle uğraşılmamalıdır.”

‘DOKUNULMAZLIKLAR KALKMAMALIYDI, CEZAEVİ DİRİ DİRİ MEZARA GÖMÜLMEKTİR’

- Selahattin Demirtaş da dahil olmak üzere HDP’li milletvekillerinin tutuklu yargılanıyor olması da bölgede bir kopuşa neden oluyor mu?

Kübra Hanım, ben de Doğulu biri ile evliyim. Eşim Elazığlı. Kayınvalidem de hiç Türkçe konuşmadan öldü. Selahattin Demirtaş da CHP de milletvekillerinin dokunulmazlıkları gündeme geldiği zaman AK Parti’ye çok ciddi bir ithamda bulundular. “Kürsü dokunulmazlığı hariç dokunulmazlıklar kaldırılsın. Bizim suçlandığımız fiiller tamamen fikir suçlamalarıdır. Ama AK Partililerinki hırsızlıktır” dediler. Biz Anayasa değişikliği istedik, mevcut fezlekeleri olan milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılması teklifinde bulunduk. CHP’nin kabul etmesiyle geçti. Şahsen ben milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırılmasını istemeyen bir milletvekiliyim.

- Ret oyu mu verdiniz?

Oy kullanmadım, o gün yurtdışındaydım ama bunu parti içerisinde dile getirdim. CHP ve MHP ile de konuştum. “Bakın, bunu kaldırırsanız yarın Kılıçdaroğlu tutuklanabilir, hakkında çok fezleke var. Bu doğru değil” dedim. Şimdi de aynı kanaatteyim. Dokunulmazlıklar kalkmamalıydı. Milletvekilleri, milletvekilliği bittiğinde işledikleri suçlardan yargılanmalı. Türkiye’de teröre bulaşmamış, Türkiye’nin bölünmez bütünlüğü içerisinde siyaset yapan veya gazetecilik yapan herkesin tutuksuz yargılanması taraftarıyım. Tutuksuz yargılarsınız, yurtdışına çıkma yasağı getirirsiniz.

- Tutuklu yargılanmasına üzüldüğünüz, hak etmediğini düşündüğünüz isimler var mı?

Ben 7 yıl cezaevinde kaldım. Hürriyetsizliğin, cezaevinin ne demek olduğunu biliyorum. Cezaevi, mezar kazılıp insanların diri diri o mezara sokulması, her gün bir kürek toprağın üzerine serpilmesi demek. O toprağın üzerine çıkabiliyorsanız yaşıyorsunuz, yoksa ölüyorsunuz. O nedenle hiç kimsenin hürriyetinin elinden alınmasını istemem. Yargı çok hassas olmalı. İleride telafisi mümkün olmayan hatalar yapılmamalı. Teröre bulaşmamış, terörü, anarşiyi teşvik etmemiş her siyasetçi ve gazeteci tutuksuz yargılanmalı. Tazminatlara sebebiyet teşkil edecek kararlar verilmemeli. Türkiye’nin itibarını negatife çevirecek bir davranışa girilmemeli.

‘KRALDAN ÇOK KRALCILAR PARTİMİZE ZARAR VERİYOR’

- Son dönemde, AK Parti’nin otoriter bir çizgiye kaydığına dair eleştiriler var. Demokrat kimliğinizle baktığınızda bu konuda hiç özeleştiri yapıyor musunuz?

Otoriterleşme yönünde bir politika olduğunu sanmıyorum. Bakın, ben AK Partiliyim ve konuşuyorum. Zaman zaman farklılaşan yönlerimiz de oluyor. Bugüne kadar fikirlerimden dolayı partimden bir uyarı almadım. Otoriterleşme malzemesi verenler, kraldan ziyade kralcı olanlardır, “Vur” deyince öldürenlerdir. Maalesef bunlar partimizle ilgili algıların da değişmesine neden oluyor.

‘TEOG’DA HALKIN FİKRİ ALINSAYDI DAHA İYİ OLURDU’

- TEOG’un halka sorulmadan apar topar kaldırılması, bu yılki sınavlara hazırlanan kimi öğrenci ve velilerin tepkisini çekti. Sadece bir milletvekili değil, aynı zamanda bir veli olarak durumu nasıl görüyorsunuz?

Bu dönemki sınavlar yapıldıktan sonra, kamuoyuyla paylaşılıp sonra gündeme getirilseydi daha iyi olurdu. Cumhurbaşkanı’mız bir konu ile ilgili ani karar vermez, bakanlarıyla uzun süre istişare eder. Bu konunun anketlerini yaptırır, uzmanlara, danışmanlarına sorar, sonra karar verir. Bunda da öyle olduğunu tahmin ediyorum. Bilmiyorum ama tahmin ediyorum. Sadece sizin de dediğiniz gibi kamuoyunda sesli olarak tartışılması eksik bırakılmış olabilir. Kamuoyuyla da tartışmakta fayda vardı. Dershanelerde bunu yaptık ve faydasını gördük.

Kaynak: Selçuk Özdağ: "Talepsiz İmam Hatip israftır"



Paylaş |                                         Yorum Yaz - Arşiv   249 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın