Nurzen Amuran sordu İyi Parti Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu yanıtladı

Nurzen Amuran: Sayın Halaçoğlu, İYİ Parti hayırlı olsun. Partinizin hepimizin duyarlı olduğu altının çizilmesi gereken bazı ilkeleri var. Bu ilkelerden yola çıkarak sohbet edelim. Diyorsunuz ki, “Amacımız Cumhuriyetin kuruluş felsefesini, değerlerini ve üniter yapıyı korumak.” 
AKP de son dönemde 15 yıllık siyasi politikalarını masaya yatırıyormuş. Gazetelerin yazdığına göre 7 ilke belirlemiş. Bunlardan biri de “Türkiye’nin tarihine Cumhuriyet ve Atatürk söylemleri ile vurgu yapılması. Demek ki ortada bir sorun var: Bugün, Cumhuriyetin kuruluş felsefesinden nasıl uzaklaştık ve değerlerini neden koruyamadık?

Yusuf Halaçoğlu: Teşekkür ederim. Evet, Partimiz Cumhuriyetin temel değerlerine ve kuruluş felsefesine sıkı sıkıya bağlı bir partidir. Aslında partimiz İYİ Parti, zaten mevcut iktidarın cumhuriyetin kuruluş felsefesine aykırı yürüttüğü bu tür icraatlarından doğmuştur. AKP’nin 15 yıllık iktidar döneminde toplum kutuplaştırılmış, tabir caizse benim partilim ve başkaları ayırımının veya “ayakkabılarıyla camiye giren” veya “camide içki içen” kişiler gibi hayali olaylarla toplum içinde kutuplaşmalar meydana getirilerek iktidarı devam ettirme politikaları ülkeye çok büyük zararlar vermiştir. Maalesef bu tür politikalarla birlik ve beraberliğimiz kapatılması zor tahribata uğramıştır. Öte yandan hükümetin gerek dış, gerekse iç politikadaki yanlışları ve bilinçli olarak millî değerlerden uzaklaşması, toplumun büyük bir kesiminde infiale sebep olmuş, Ergenekon ve Balyoz gibi orduya yapılan kumpaslar, bunların üzerine tuz-biber serpmiştir. Düşünün ki, “çözüm süreci”nde, Türk Bayrağı tahrik unsuru, “Ne Mutlu Türküm Diyene” sözü, millî birliğimize vurulan bir darbe olarak nitelendirilerek silinmiş, Andımız kaldırılmıştır. Buna ek olarak Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’e bile dil uzatılır hale gelerek, devleti yöneten en üst düzeydekiler bile “Gazi Mustafa Kemal” demek suretiyle O’nun soyadı olan “Atatürk”dememek için ellerinden geleni yapmışlardır. Birçok cemaat ülke içine sızmış, Modern-çağdaş Türkiye, Ortadoğu’nun geri kalmış ülkelerine dönüşmeye başlamıştır. “Komşularla sıfır sorun” denilerek başlatılan dış politika, aksine komşularla “tümüyle sorun” haline gelmiş, “Kırmızı çizgiler” ortadan kalkarak Türkiye’nin dış devletler nezdindeki itibarı neredeyse sıfırlanmıştır. Bunların üstüne bir de, Anayasa değişikliği için yapılan şaibeli bir referandum ile Parlamenter demokratik hukuk devleti yerine, yasama, yürütme ve yargının tek elde toplandığı tek adam rejimi getirilmiştir. 2019’da yürürlüğe girecek olan Anayasa, daha yürürlüğe girmeden âdeta uygulama başlamış, cumhurbaşkanı parti genel başkanı olmuş, cumhurbaşkanının kamuya deklere ettiği bir teklif, yetkililerce emir telakki edilerek derhal uygulamaya konulmuş, seçimle gelen belediye başkanları, metal yorgunluğu bahane edilerek istifaya zorlanmış, halen yürütme organı olarak hükümet görev yapmakta iken, cumhurbaşkanı dış politikayı belirlemiş, hükümetin tüm icra alanı cumhurbaşkanınca kullanılmaya başlanmıştır. Bütün bu uygulamalara ek olarak ekonomideki kötüye gidiş zamlarla birleşince, iktidar güç kaybetmeye başlamış, Sn. Cumhurbaşkanının tabiriyle iktidarda “metal yorgunluğu” ortaya çıkmıştır. Referandum sonrasında MHP’nde yönetim değişikliği ile ilgili gelişmeler ve yönetimin değişmesinin mümkün olmayacağının anlaşılması üzerine, merkezde yeni bir parti oluşumu ihtiyacının doğması da iktidara alternatif arayanlara bir ümit vermiş, özellikle yeni siyasi oluşumun milliyetçi, muhafazakâr, Atatürkçü ve Cumhuriyetin kuruluş felsefesine bağlı bir nitelikte olmasının, oyların dağılımını ciddi şekilde etkilemesi üzerine, iktidar 15 yıldır sürdürdüğü, cumhuriyetin kuruluş dönemine karşı tavrını birden değiştirerek, Atatürk’e ve Cumhuriyetin temel değerlerine sarılma ihtiyacını hissetmiştir. Halbuki daha çok değil 3 ay önce, eski Türkiye’nin gerilerde kaldığı, Yeni Türkiye döneminin başladığı bizzat Cumhurbaşkanı tarafından dile getirilmişti. 

Amuran: “Çağdaş demokrasi yönetenlerin yetkilerini sınırlayan, vatandaşları keyfi yönetimlerin eline düşmekten ve muhalefette olanların da haklarını koruyan sistemdir” diyorsunuz. Bu sistemin yaşama alanı, “Denge ve kontrol” ilkesi üzerine kurulu Parlamenter sistemle mümkündür değil mi?

Haberin devamı: http://odatv.com/hedefimiz-en-az-501dir-1211171200.html



Paylaş |                                         Yorum Yaz - Arşiv   108 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın