Nihat GENÇ

Nihat GENÇ
Mecid Mecidi'ye bir hoşgeldin diyemedik
27/11/2017

Ve ama işte Mecid Mecidi filmlerinde ise Tanrımız-Allahımız kendine karşı gelenlerin gözlerini yeniden kör eder, isyan ederseniz, yeniden sizi çaresiz ve karanlıkta bırakır.

İran sinemasının dünyaca ünlü sinema yönetmeni Mecid Mecidi ülkemizde özellikle iktidar medyasında iyi bilinen ve sevilen ve kültürel ilişkiler çerçevesinde sıkça ağırlanan bir kültür adamıdır. Türk kamuoyu Mecid Mecidi’yi daha çok Hazreti Muhammed’in çocukluğu üzerine çektiği film üzerine yapılan tartışmalarla bilir.

Mecid Mecidi büyük bir yönetmendir, özellikle sol aydın çevrelerin yakından tanıması, filmleri üzerine düşünmesi ve eleştirilmesi gereken filmler yapmıştır.

Cennetin Rengi, Cennetin Çocukları, Baran, Söğüt Ağacı, vb. filmleri üzerinde çokça ve derinlemesine konuşulması gerekiyor.

Önce İran kültürü üzerine zorunlu bir hatırlatmada bulunalım, Azerbaycan için söylenen bir millet iki devlet lafı İran için de geçerlidir, genç nesil şaşırmasın, İran toprakları bin yıl Türkler’in hakimiyetinde kaldı, insan ve aile ve gelenekler ve kültür, ülkemizle benzerlikten öte birebir aynıdır.

Mecid Mecidi’nin filmlerini izlerken kendi aile köy ve kasabanızdan bir film ya da kendi aile fertlerinizi ve çevrenizin birebir tıpkı hayatlarına şahit olursunuz, kültürel yakınlık bu denli “biz” dediğimiz geçmiş tarih ve imparatorluk bakiyesinin özelliğidir.

Mecid Mecidi’nin filmleri Türk ve Fars ve İslam kültürünün insanımız üzerindeki duygu, düşünüş, köklü inançları ve hayat tarzını çok derinden tanıtır.

Seyirciyi asla sıkmaz, hikayeyi lirik ve tadında akıtır, sinema tekniği ve bilgisine çok vakıftır, yani, dünya çapında değerlendirilmesi gereken birinci sınıf bir yönetmendir, ki İran sinemasının dünyaca şöhretinde payı fazladır.

Mecid Mecidi’yi yazımıza konu edişimizin sebebi, sinemasının, Batı sineması, Hint Sineması, Uzak Doğu sineması ve Türk Sineması’ndan çok ama çok farklı iddialar taşıması.

Şöyle ki, seksen yıldır günbegün acılarını yaşadığınız sağcı dinci muhafazakar zihniyetin, inancın, kültürel kodlarına Mecid Mecidi filmlerinde şahit olursunuz.

ALLAH’A SIĞINMAKTAN BAŞKA YOL GÖSTERMEZ

Mesela kahramanları dünyayı değiştirmek istese de istemez, mesela kahramanlarının isyanı öfkeleri gelip geçicidir, mesela kahramanları ya hayata teslim olurlar ya hayatın kurbanları ya da başlarını gelen olayları sadece seyrederler ve sadece dua etmekle Allah’a teslim olmakla yetinirler.

Bu kadere teslim ve seyircisi olmuş kahramanları siyasetimizden çevremizden ailemizden günbegün görürüz ve ama teslimiyetçiliklerine isyan halindeyizdir, işte Mecid Mecidi filmleri bu “teslimiyetçiliğin” ideolojisini sinema dili haline getirmiştir.

Şu kadarı sizi ürkütmeye değer: Filmlerinde çatışma yoktur.

Şu kadarı sizi paniğe sürüklemeye yetsin, filmlerinde cesur diklenen karakterler hiç yoktur.

Filmlerinde küçük insani iyilikler ve merhamet duygusu ahlak olarak sinemasının özeti her şey’dir.

Küçük iyilikler taşıyan kahramanlarının öfkeleri yanar, söner, biter, başlarına gelen kötülükler karşısında ise önce bir miktar üzülür ve sonra dert edinmeyip insani neşeleriyle hayatı bir şekilde sürdürürler. Yani iyiyle kötünün çatışmasında iyilerin eline sadece dua ve Allah’a bağlanmayı verir.

Olayların (kaderin) yıktığı insanları küçük iyiliklerle birbirlerine hayata boyun eğmişlik içinde bağlar.

Öyle ki kaderine karşı gelen isyancı tipleri filmin sonunda ya öldürür ya da iman’a getirir… En haksız en yoksul en ezilmiş halimizde bile Allah’a sığınmaktan başka yol göstermez.

Kahramanlarının bu çatışmasızlığı, yani derin sessizlik ve kaderin elinde oyuncak olmuş zavallılığı, kendi ülkesindeki dinci rejimi niçin eleştiremiyor sorusunun çok dışında, çok daha köklü bir inanç kültürü ve hayat felsefesini gösteriyor.

Fırtına kopar sessizizdir, başımızdan derin yoksulluk felaketleri geçer sessizizdir, onurumuza yediremediğimiz acılar çekeriz sessizizdir. Neyin sessizliği. İslam topraklarında zincirini kıramayan bizlerin “çürümüş” diye kodladığımız “ahlak”ın sessizliği.

Bu karşı koyamayış ve kadere teslim oluş Mecid Mecidi filmlerinin ideolojisi ve ana fikridir, bizim “utandığımız” sessizliği Mecid Mecidi filmlerinde “idealize”eder.

İSYAN EDERSENİZ SİZİ KARANLIKTA BIRAKIR

Hayırlar işleyelim ve insanları kardeş bilelim ve kaderimize rıza gösterelim.

Türkiye’de büyük zenginlik ve imkanlara rağmen kendilerine İslamcı denilen çevreler neden film yapamıyor sorusunun karşılığı da bu “teslimiyetçi” filmlerde saklı.

Türkiye’de Kemal Sunal’la anılan komedi filmlerinin kahramanı Şaban’da dahi bir karşı çıkış bir itiraz bir isyan vardır.

Yani bu topraklarda boyun eğmişliği idealize edecek kadere karşı sessizliği kutsayacak bir film anlayışının yaşama şansı ülkemizin yaşadığı modern tecrübeler sonrası hiç yoktur ve kimse buna cesaret edemez, edemedi.

Ve ama işte Mecid Mecidi filmlerinde ise Tanrımız-Allahımız kendine karşı gelenlerin gözlerini yeniden kör eder, isyan ederseniz, yeniden sizi çaresiz ve karanlıkta bırakır.

Kahramanların kaderden bağımsız “iradeleri” hiç yoktur.

Bu yüzden Mecid Mecidi filmleri içinde yaşadığımız kör sağcı muhafazakar kültür kodlarını fazlasıyla samimi ve içten bir sinema diliyle anlatmayı başardığı için, üzerinde çokça konuşulması gereken bize ait, kültürümüze ait, modern dünyanın dışında “özgün” bir sinemadır. Ve Mecid Mecidi filmlerinde on beş yirmi yıl öncesinde değil bugünkü (günümüz) muhafazakar-İslamcı çevrelerde karşılık bulması, çok manidardır.

Çünkü İslamcılık bir siyaset olarak bu topraklarda bir “itiraz” olarak hatta kudurmuş bir isyan olarak siyasi hayatımıza girdi, ve ama şimdi hayal kırıklıkları yaşadıktan sonra bugün yeniden teslimiyetçi Mecid Mecidi filmleriyle avuntu arayan bir hale mi geldi?

Hayatı ailesini yakınlarını çok seven ve inanç ve kültürel aidiyetleri hiç değişmeden süreklilik gösteren bu insanların alçak gönüllülüğü sizi duygulandırır, onların gerilimsiz ve karşılıksız sevgileri sizi çok etkiler.

Ancak, unutmayalım, dağ başında her felakete açık kuru bir ot gibi bu hayatlar yüzelli yıldır sağcısı solcusuyla Anadolu topraklarında geçirdiğimiz zihniyet aşamasıyla artık bizim çok uzağımızdadır.

Mecid Mecidi filmlerini çok severiz hatta ağlayarak izleriz ama bu iyilik ideolojisi bu kadere teslimiyetçilik sosyal bir süreç olarak çok gerimizde kaldı, artık, bu toprakların başka tür bir “ahlak”a ve başka tür “kahramanlara” ihtiyacı vardır.

HEPİMİZİN İÇİNDE HALA YAŞIYOR

Ve Mecid Mecidi bu sessiz seyirci kalan iradeyi çekerken çok başarılı ve seksen yıldır baş edemediğimiz muhafazakar inanış tarzını çok iyi resmetmiştir, ancak kabul edelim, bu bizim muhafazakar inancımızın çürümüş yani kesilip atılması gereken küflü köhnemiş yüzüdür.

Ve ama şunu da kabul edelim, Mecid Mecidi haklı olduğu için NATO ve Amerika köpekliğini sessizlikle onaylıyor, duayla Allah iyi eder hayırlısı inşallah diyerek geçiştirip inancımız içinde hala bir güzel yaşayıp gidiyoruz.

Değil sağcı muhafazakar kitleler kendilerine cumhuriyetçi diyen subaylar, aydınlar, siyasetçiler bile irade gösteremiyor, tasmalarıyla çatışmayı göze alamıyorsa, hepimiz aslında, Mecidi’nin çok iyi idealize ettiği ve ama bizim çürümüş dediğimiz geçmişin o meşum kültürel kodlarından zırnık kopamadığımızı görüyoruz.

Yani Mecid Mecidi kahramanları çok arkamızda, çok uzağımızda değil, sağcısı solcusu hepimizin içinde hala yaşıyor.

Filme dair şifreler de verelim, Şia geleneğinde Kerbela-susuzluk teması çok güçlüdür, bu yüzden Tahran caddelerinin kenarlarından kanallarla su akıtılır, işte bu sular nehir gibi Mecidi’nin filmlerinden de akar…

Ve isyancı kahramanlar ya bu sulara kapılır ölür ya kutsal gizemli şekilde bu sularda kaybolur, bu sular, aynı zamanda Allah’ın onlara dokundukları ya da Allah’ın kader diye onları yanına aldığı sonsuzluk nehirleridir. Nehirde sürüklenen bir kuru ot bir çöp ya da bir insan, kaderimiz değişmez.

Sonsuza kadar sürüklenen bir çaresizlik.

Bizim çaresizlik dediğimiz şey’in ‘kutsanıp’ öpülüp dua edilip inancımız kültürümüz bu diye baş üstüne koyulması.


 


 



Paylaş | | Yorum Yaz
131 kez okundu. Yazarlar

Yazarın diğer yazıları

Şu Dogville meselesini de bir ara çözelim - 20/11/2017
Aşk şiiri hikayesi... - 17/11/2017
Uğur Dündar o bayrağı en zor günlerde dahi elinde tutmuştur - 12/11/2017
CHP'deki dönüşüm insanın tuhafına gidiyor - 08/11/2017
 Devamı

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın