Hulusi Senel

Hulusi Senel
OSMANLIDA VE GÜNÜMÜZDE TÜRK DÜŞMANLIĞI!..
28/02/2018
“ Günümüzün Osmanlıcı taklitçilerinin moda haline getirip dillerinden düşürmedikleri Türk düşmanlığı, Türkler tarafından kurulan Osmanlıda Halifelik sonrası Arap dünyasından seçilip İstanbul’a getirilen ulema ve mollalar sayesinde oldu.”
                             …………………….

                                                                                    
Geçenlerde arşivimi karıştırıken yazar Bahtiyar Aydın’ın ilettiği bir yazısı gözüme çarptı. İlginç bir yazıydı ve günümüzde sık sık gündeme gelen Türk düşmanlığının Osmanlı Türk İmparatorluğu’nda nasıl başladığını anlatıyor. Bu nedenle  yazıyı yayınlamakta fayda gördüm. Yazıda Osmanlılığı kullanıp Arap yandaşlığı yaparak Türklük düşmanlığı yapanların bu fikri nereden aldıkları açıklanıyor.                                                                      
“Araştırıldığında gerçekte iki farklı Osmanlılığın var olduğu görülür. Halifeliğe kadar Osmanlı Türk İmparatorluğu, Halifelikten sonra Araplaşan bir  imparatorluk olur… Ve Araplaştıkçada batan bir İmparatorlul haline dönüşür…” diyen Bahtiyar Aydın’ın yazısı şöyle devam ediyor;
Aslında Türkler için her şey güzel gidiyordu ta ki Halifelik sevdasına düşülene kadar… O günkü şartlarda Halifeliği olmazsa olmaz gören Yavuz Sultan Selim ile akıl hocası Şeyh İdris-i Bitlis-i ve diğerleri Memlüklülerin elinden Abbasi halifeliğini almak için Mercidabık ve Ridaniye savaşlarını tertip ederler, bu savaşların sonunda (1517) kılıç zoruyla artık halifelik Türklerindir.
Ama çok büyük bir sorun çıkar, çünkü Arap dünyası halifeliğin kendilerinden alınmasına şiddetle karşı çıkar ve Türk halifeye biat etmek istemezler. İşte bu sorunu çözmek, Arapları, Türk halifeye bağlamak için Arapların da kabul edeceği bir orta yol bulunur.
Bu yol Mısır’dan ve Arap diyarlarında seçilecek iki bin civarında ulemanın, mollanın, Ebu Suud Efendilerin İstanbul’a davet edilerek, para, mal, mülk, arazi de verilerek kalıcı olarak yerleşmelerini sağlayarak imparatorluğu Araplaştırmak, diğer bir değişle Türk İslam’ı terk edilerek, Arap İslam’ına doğru evrilmesini, dönüştürülmesini sağlamak konusunda anlaşırlar.
Bu projeyi Araplar da destekleyince proje hayata geçer ve maalesef bundan sonra artık imparatorlukta “bugün de kısmen olduğu gibi” Türk kelimesi yasaklanır, “Türk’üm!” “Türkmen’im!” diyen Kızılbaş diye aşağılanır, dışlanır, kafası kesilir. (Bu dönem sadece Kuyucu Murat Paşanın “Türk’üm!” “Türkmen’im!” dedikleri için kafasını kestirip, kuyulara doldurduğu insan sayısı 158.000’dir.)
Maalesef Osmanlının son 350 yılı ilk 250 yılın aksine Türklere zulümle geçer, sıkı bir Arap tandanslı mezhepçilik kurulur, 1603 yılına gelindiğinde artık Ehli Beyt Türk Tekkeleri yasaklanır kapatılır, yerine Halid-i Nakşi Kürt-i Tekkeleri kurulur. Yine bu dönem Kürtlere sayısız imtiyazlar verilir, 1839 birinci Tanzimat Fermanına kadar Kürtler askerlikten bile muaf tutulurlar (Kürtlere Şah İsmail diyeti ödenir…)
Yine bu dönem Türkler, saraydan, ordudan ve müesses nizamdan tasfiye edilir…
Türklerin askeri ve siyasi gücünü kırmak için bu Arap mollaların fetvalarıyla, serdengeçti birlikleri sadece Türklerden oluşturulur ve en ön safta savaştırılır, kırdırılır, ganimeti bile toplatmazlar…
Ganimeti de saraylardaki Arap mollalar ile işbirliği yapan yeniçeriler kendi aralarında paylaşırlar…
Ordudan, saraydan ve müesses nizamdan yavaş yavaş tasfiye edilen, kafası kesilen, sürgün edilen Türklerin bir kısmı bu mollalara kızar ve canını kurtarmak içinde Kürtleşmeyi ana stratejik hedef olarak seçerler.
Bu aşiretler ve boyların en büyükleri Avşarlardır, Halaçlardır, Mukri, Bayat, Beğdili, Evya, Yıvadır…
Buna tarihimizde “Ekrad Türkmanlar” denir…
Yine Kelkit’ten Hakkâri’ye kadar olan bölgede yaşayan Akkoyunluların büyük bir kısmı İran’a gider. (Bugün dünyanın en büyük Türk nüfusunun yaşadığı başkent Tahran’dır…)
Böylece yüzyıllarca başımızı ağrıtacak Kürt sorunu ve Alevilik bu politikalar sonucu gelişir ve büyür.
Osmanlı öyle bir açmaza düşmüştür ki, ne halifelikten vazgeçebilir artık ne de imparatorluğun kan kaybetmesini durdurabilir.Çünkü imparatorluğu kuran asli unsur Türkmenler dışlanmıştır, mezhepçiliğe kurban edilmiştir…
Mollalar, başta matbaa olmak üzere bir sürü saçma sapan fetva verirler… Ve sonuçta Osmanlı’ya Rönesans’ı ıskalatırlar, Rönesans’ı İngiltere kapar… (Matbaa Osmanlı’ya ilk kez 1480’de Yahudiler ile gelir, sonra 1527’de Ermeniler matbaaya kavuşur ve 1563’te ise Rumların matbaası vardır. Bu meşhur mollalarımız her seferinde yeni bir fetva ile bizimkilerin matbaaya kavuşmasını engellerler, ta ki Batı Rönesans’ı ve aydınlanmayı yakaladıktan, yani 240 yıl sonra 1727’de İbrahim Müteferrika’nın çabaları ile matbaaya kavuşuruz ama bilgiye sahip olmak için çok geçtir artık…)
11 Eylül 1683
 Şimdi açıkça şu soru sorulmalıdır; 1299’dan 1683 Viyana Bozgunu’na kadar savaştığı tüm savaşları kazanan bir ‘’Türk imparatorluğu’’ Osmanlı varken; neden son 250 yılda girdiği tüm savaşları kaybedip, bir de kurtuluş savaşı yapmak zorunda kalmıştır?!… (Osmanlı bu dönem; 1683 Viyana Bozgunu’ndan, 1922’de Ankara, Haymana Ovası’nda yapılan Sakarya Savaşı’na kadar tüm savaşları kaybetmiştir.)
Acaba; Halifelik ve akabinde yürütülen Türk düşmanı, Arap tipi-mezhepçi politikalara dönülmeseydi koca bir imparatorluk batar mıydı?
Ve yine; Mevlanaların, Yunus Emrelerin, Hacı Bektaşilerin, Seyit Gazilerin, Ahmet Yesevilerin… İslam’ı, İslam değil miydi?
Osmanlıyı kuran Şeyh Edebalilerin İslam’ı, Akşemseddinlerin İslam’ı İslam değil miydi de Ebu Suudlara teslim edip batırdık koca İmparatorluğu…!
Bugün de aynı sürecin devam etmesi tarihten hiç ders almadığımızı göstermektedir.
Pir-i Türkistanlı Ahmet Yesevi der ki: “ Din bir seçimdir, ama Türklük kaderdir ”
İşte bu yüzden ‘Arap sevici mezhepçi değil, Cumhuriyetçiyiz! ”
*  *  *
TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİNİN
AYAKLAR ALTINA ALINMASI
Sevgili okuyucular,
Türk düşmanlığının yanı sıra Türk milliyetçiliğinin ayaklar altına alınmasına dair bir takım söylemlerde moda oldu.Bu milliyetçiliğe karşı çıkanlar genellikle solcular/sosyalistlerdir. Ancak son zamanlarda sayın Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın da, başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere Türklerin, Türk milletinin kurduğu Türkiye Cumhuriyeti Devletinin cumhurbaşkanı olarak milletimizi birleştirici Türk milliyetçiliğine karşı çıkıp ayaklar altına alması beni şaşırttı.
Milliyetçilik kötü bir şey mi diye merak edip “TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ NEDİR” başlığıyla bir tarama yaptım ve karşıma şu ifade çıktı; “ Türk milliyetçiliği, Türk milletine, Türk kültürüne, Türk Devleti’ne, Türk tarihine sevgi ve bağlılıkla hizmet etme kararlılığıdır. Türk milliyetçiliği, Türk milleti için ileri bir hayat tarzını kurmayı amaçlayan, demokratik, yaratıcılığı ve üreticiliği ön plâna çıkaran, barışçı ve anti emperyalist bir düşünce ve duruştur.”
Bunu okuduktan sonra şahsen Türk olarak daha büyük bir  Türk milliyetçisi olacağıma and içerim.
e-posta: hulusisenel@yahoo.com
 ……………………………………………….
SEVDİĞİM SÖZCÜK:
“ Bir ulus, sımsıkı birbirine bağlı olmayı bildikçe,
yer yüzünde onu dağıtabilecek hiçbir güç düşünülemez.” Atatürk


Paylaş | | Yorum Yaz
383 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

DİKKAT! 24 NİSAN; ERMENİLERİN SÖZDE “SOYKIRIM” YALANIYLA DÜNYAYI ALDATMA GÜNÜDÜR - 17/04/2018
Hulusi Şenel
AB-D’NİN ZANGOÇLARI VE AB-D’NİN SİNSİLİĞİ.. - 14/04/2018
Hulusi Şenel
DOĞU TÜRKİSTANLILARIN ANASI, ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİNİN KADIN KAHRAMANI RABİYE KADİR - 22/01/2018
Rabia Kader
YABANCI ÜLKELERDE İYİ BİR İMAJ YARATAMADIK - 11/01/2018
“ Çocuklarımıza anadillerini, kültürlerini ve tarihlerini öğretmede devletin büyük ihmali olduğu da bir gerçek. “
Avustralya’da yatan iki şehidimiz var - 26/12/2017
ÇANAKKALE Savaşıyla ilgili her yıl yapılan törenlere Avustralya ve Yeni Zelanda’dan binlerce Anzac torunu yanı sıra bu savaşa katılan ülkelerden de üst düzey katılımlar oluyor.
ATATÜRKE YAPILAN SALDIRILAR - 14/11/2017
Atamıza bilinçsizce maddi çıkar veya koltuk/makam kapma sevdasıyla saldıran
TÜRK KİMLİĞİNE NEDEN - 06/11/2017
Bazıları iktidarın Türk kimliğine saldırması karşısında şaşırıyor… Aslında yanlış…
TÜRKÇÜLÜĞÜN BABASI ZİYA GÖKALP’I ÖLÜMÜNÜN 93 YILINDA SAYGI İLE ANIYORUZ - 18/10/2017
Mustafa Kemal Atatürk; “ Bedenimin babası Ali Rıza Efendi, hislerimin babası Namık Kemal, fikirlerimin babası ise Ziya Gökalp’tır. “