Nihat GENÇ

Nihat GENÇ
Ey babası kara lastikli annesi sıvasız evde oturan asker
11/10/2017

Oscar Wilde sözüdür, ‘duvar kağıtıyla aramda sıkı bir savaş var, ya o gidecek, ya ben…’

Ekim’in kuruyan sarı yapraklarında, evrenin yıkılışını seyrediyoruz, yapraklar, yapraklar, yapraklar!

Modern yüzyıl bir kabus yüzyılı, savaşlar savaşlar savaşlar!

Hırsızlıkla sapıklıkla ihanetle cenabet olup kılamadıkları namazları bizden kılmamızı istiyorlar.

Tespihleri çoktan koptu duasını bizden bekliyorlar!

 George Orwell ve Aldous Huxley’in ‘kabuslarında’ yaşamıyor muyuz?

Seksen yıl önceki saçma sapan kurguları bugün dünyamız için birer ‘gerçek’e dönüşmedi mi?

Makineler, totaliterizm, aşırı nüfus, uyuşturucu, anti-depresanlar, algı mühendisliği, uyur gezer kitleler, hedonizm, müsriflik, zihin kontrol teknikleri… Ve hepsinin toplamını bugün ne tuhaf İslamcı bir ideoloji yaşıyor.

Yazıp çizdikleri her şey ‘doğru’ çıkmadı mı?

Hindistan, Çin, Rusya, Türkiye, Amerika, aşırı nüfus, algı mühendisliği, diktatörlüklerin ve sonu gelmez savaşların önünü açmadı mı?

İnsanlığın demokratik savaşım ve kazanımlarıyla medyayı ele geçiren büyük güçler medyayı zihinleri kontrol algı mühendisliği yani kendi vahşi savaşları için kullanmadı mı?

İlerleme özgürlükler haklar yoldan çıkıp bütün insanlık savaş uçurumlarına düşmedi mi?

Demokrasi krallığın gücünü kırıp topluma hukuka bölüştürmek içindi, meclisdi, tartışmaydı, müzakereydi, imtiyazlılar değil seçilmişlerdi, herkesin hukuk karşısında eşit olmasaydı, katılımdı, ne oldu demokrasiye?

MİLLETİN KADERİNİ TEK BİR LİDERE TAPINMAYA KİMLER DÖNÜŞTÜRDÜ

Bir anda demokrasi etnik-mezhep özgürlüklerine dönüştürüldü ve dört yüzyıl öncenin insanlık tarihinin birbirini gırtlakladığı en kabus savaşları, kaldığı yerden başladı.

Haksız mıydı Aldous Huxley, uzak doğu dinleri gibi ve uyuşturucu haplarla iradesiz kararsız olan bitenden habersiz ‘uyurgezer’ kitlelere dönüşeceğimizi haber verirken.

İnsanı yücelten demokrasinin zerresi kırıntısı dahi insanlık için hala bir ütopya, doğuda-batıda otuz kırk yıldır yazıp çizen liberaller, tarihin bu en büyük isyanlarıyla kazanılmış en temel haklarına ne yaptınız?

Savaşlara kayıtsız bu kitleleri kimler büyüttü, herkesin kapısına en lüks en pahalı arabaları ve kimler getirip koydu kapılarımıza bu sıra sıra bitmeyen şehit cenazelerini.

Medya üzerinde korkunç baskı, halkı kim yıldırdı, halka gaz sıkan polis gücünü kim alkışladı, muhalefeti un ufak kimler yaptı, hukuk’un kolunu bacağını kimler kırdı, hangi deliktesiniz ey demokrat maskesi takmış canavarlar!

Milletin kaderini tek bir lidere tapınmaya kimler dönüştürdü?

Lidere mutlak sadakatle vatanseverliği aynı kapıya kim çıkardı?

Ülkenin insanlığın kazancı yerine ‘benim kazancımı’ kimler din haline getirdi?

En azgın İslamcısını en sakin tasavvuf ehlini bile materyalizme (mala mülke arabaya) tapınır hale kimler getirdi?

Yoksul sahipsiz avukatsız insanların kendilerini savunacak sendikaları sivil kurumlarla kimler dalgasını geçti kim tuttu kim vurdu kimler paramparça etti ve üç beş kuruş tazminatların parasını kimler çarçur etti?

Kitleleri demokrasi ve hukukla değil, hatta azgın islamcısını dahi, anti-depresan ve uyuşturucuyla barışçıl(!) uysal kuzu haline kimler getirdi?

AKP’yi kaş göz arasında ‘devlet’ haline kim getirdi?

Geçtik en düşük yaşam standardını en temel hakkı hukuku kimler ortadan kaldırdı, tecavüzleri sapıkları kimler ‘sıradan’ hale getirdi?

Ölüme tapınan kelle kesen IŞİD gibi sapık yapıları hangi fikirler ortaya çıkardı, kefene sarılı yürüyen bu binlerce partili genci kimler icad etti?

Akla hayale gelebilecek her türlü özgürlüğün ‘bastırılması’ her türlü muhalefetin içeri tıkılmasına kimler yol açtı?

EN BABA LİBERAL AVRUPA ÜLKESİNDE ÖZELLEŞTİRMELER YÜZDE YİRMİ BEŞ DAHİ DEĞİL

Lidere Allah gibi tapılması kimlerin fikriydi, ey liberaller!

Her Allah’ın günü medyada okulda camide sokaktaki bu nefret ve öfke tüccarlarını kimler hangi imarlar ne ara büyütüp besledi?

Bir milleti önce kurtuluş savaşından ve sonra dininden, kimler kuşkuya düşürdü, orduyu topyekün tasfiye etmek kimin fikriydi?.

Sınırlarımızda Müslümanı Müslümana kırdırmak içeride cemaatleri FETÖ’sü AKP’si birbirine casus mehdi diye savaş açtırmak, kimin aklıydı?

En baba liberal Avrupa ülkesinde özelleştirmeler yüzde yirmi beş dahi değilken Türkiye’de bütün milli varlıklarının yüzde doksanını soyup satmak kimlerin demokrasisiydi.

Tütünü yabancı şirketler, fındığı yabancı şirket, çayı yabancı şirket, en büyük varlıklar işletmeler rafinesi telekomu yabancı şirketler, yaylalarına kadar Digitürk’e kadar yabancı şirketlerin ele geçirilmesi kaç yıl sürdü, niye bu kadar acele ettiniz, şimdi neyle savaşacaksınız…

Aldous Huxley’in öngörüsüdür, insanlar, telkin yoluyla acı çekmeden hatta bir zulüm olmadan köleliği kabullenecektir.

Sömürge olmayı ve köleliği ve savaşları dahi sessiz kabulleniş, bir milletin resmi onayı haline getirilmedi mi? Savaş diye milletçe kudurmuyor muyuz?

Önü açılan maaşlanıp kullanılan bir entelektüel sınıf güya liberaller bütün bu gelişmeleri seyretmedi mi? Hazırlamadı mı önünü açmadı mı?

Liberaller topyekün tek bir fire vermeden hukuka demokrasiye haklarımıza ve onurumuza ve varlığımıza ihanet etmedi mi?

Bir ülke hukukuyla kurumlarıyla bekası ve istikbaliyle, bir liderin dudakları arasında tükürük parçası gibi kalmadı mı? İnsanın ödü kopuyor, o uykulu gözlerle o tükrük parçası, bir millet, kazara dudaklarından fırlayıp bin yıllık tarih yerlere düşecek diye.

Cemaatleri Koçları Sabancıları futbolcuları, yorumcuları, belediyeleri, Melih Gökçekleri, medyası, himmetler, Ergenekonlar, orduyu tasfiyeler, hukuk kurumlarını işgaller, hepsi otuz yıl el ele koyun koyuna kucak kucağa değil miydi?

Yetmez ama evet anayasaları, reform üstüne reformlar, vesayetler kalkıyor, ordu profesyonelleşiyor, etnik mezhep bölücü açılım iç savaş rüzgarları, kim uçuruyordu, Allah selamet versin, de, nereye uçuruyordunuz beyler!

Casus cemaatle Amerika’yla vahşi kapitalizmle özelleştirmelerle dolarla imarla Suudlarla, otuz uzun yıl kol kola kimler girdi kimler zıkkımlandı beyler!

Ve şimdi, kahramanlık marşları…

BİR VATAN BİR BAYRAK OLACAĞIZ

Savaş başladı.

Tespih koptu.

Osmanlı koptu ümmet koptu cemaat koptu Amerika koptu.

Bitmeyen savaşlara girdik, bölük bölük tabur tabur tank uçaksavar koçların dolarları İslamcıların dolarları cemaatin dolarları reza zarablar ayakkabı kutuları aynı ordular içinde, kaderimiz vatanımız hepimiz bir millet yine yanyana geldik.

Herkese karşı hepsiyle savaşıyoruz.

Şimdi, bütün bu zincirleme ihanetleri bütün bu sıradağlar gibi hüsran ve felaketleri, İdlib’e yürüyen ‘mehmetçiğimiz kurtaracak’.

Yine Allah zeval ziyan vermesin diye diye kurtaracak.

Ey Mehmetçik!

Gördün rabia işaretini, duydun başkomutanın zil sesini.!

Komutana selam savaşa devam!

Bir olacağız birlik olacağız diri olacağız, Mehmetçiksin sen aslansın kahramansın zaferlerden zafere koşup, Koç’un dolarlarını İslamcılar’ın dolarlarını kurtaracağız, bir vatan bir bayrak olacağız…

Olacağız olacağız olacağız, olacağız mı Mehmetçik!

Ey babası kara lastikli annesi sıvasız evde oturan asker!

Kurtar hepsini.

Otuz uzun yılın yanlışları ve sahildeki kumlardan fazla hüsranları ve gani gani bu ihanetleri İdlip’te tersine çevir, döndür bu gam yükünün kervanını, dolarlarımızı imarlarımızı imam hatiplerimizi çalmasın düşman!

Duydun ‘zil’ sesini…

Yıkılma, uyuma, silahım yok deme, su içme, yeme, yürü düşmanın üstüne!

Bize ‘zafer’ler gönder ‘milliyetçilikle’ kudurup ihanetleri imarları her şeyi unutalım.

Cemaatin işbirlikçilerini, Koç’u Sabancı’yı milli takımı boş maaşlı futbol yorumcularını iki yüz elli milyon dolar borçlu Trabzonspor’u Melih Gökçekler’i tarikat sapıklarını, satılan yaylaları, hepsini unutalım.

YALILARDA OTURAN KÖŞE YAZARLARI DÜN OLDUĞU GİBİ SENİ YİNE ‘KATİLLİKLE’ ‘FAŞİSTLİKLE’ SUÇLAYACAK

Ey asker, zaferle döndüğün o muzaffer gün, biz yine ekranlara kurulacağız, demokrasi diyeceğiz, yine özgürlük diyeceğiz, yine…

Hatırla, yine, kaldığımız yerden.

Yalılarda oturan köşe yazarları dün olduğu gibi seni yine ‘katillikle’ ‘faşistlikle’ suçlayacak…

Senin yakana yapışıp katil ordu faşist ordu diyecek.

Kopan bacağına malul maaşına dün olduğu gibi yine bakmadan, hiç utanmadan, seni yine ‘ırkçılıkla’ suçlayacağız, yine ‘üniforma’ neymiş diyeceğiz, bu askerin ruhu Atatürk’ten kurtulamıyor diyeceğiz, bu özgürlük çağında ‘ordu’ neymiş, kısaltalım azaltalım diyeceğiz..

Tok bir karnın düzgün bir evin ve bir iş imkanın hiç olmamış, olsun, akşamları keyif keyif yine ekranlara dizilip, seni yine ‘faşistlikle’ suçlamaya doyamayacağız.

Şimdi, cephedesin, bunları hiç düşünme.

Şimdi koca memleket, derdimiz çok büyük çok, Koç’un dolarları İslamcılar’ın dolarları karanlık kuyulara düşüyor…

Senden başka o kör kuyulara o yolsuz çöllere senden başka o bombaların altına yürüyecek kimsemiz kalmadı, yalvarırım Mehmetçik, bunları hiç düşünme.

Yürü aslanım, yürü koçum, kurtar hepimizi.

ŞİMDİ HANGİ ÇÖLLERDESİN HANGİ KÖR KUYULARDAYIZ

Ey asker, vatan nerde cumhuriyet nerde, hiç sorma.

İmtiyazsız ağasız cemaatsiz efendisiz yurttaşlık nerde, hiç aklından geçirme!

Duydun Pavlov’un zilini.

Rüzgar arabalarının sürücüsü ol, kanat tak ulaşımı olmayan yollardan uç!

Ey asker!

Sen artık ‘soru sorulamayan o yerdesin!’

Ne ıstırap ne selamet düşün, sen işine önüne bak.

Ekranlarda zaferinin semeresini bekliyor yalı yazarları, İslamcı burjuva hayırlı haberlerini bekliyor, yolunu dört gözle bekliyor özelleştirme imar zenginleri…

Şehid olmadan göğe tırmanın bir yolu yok muydu?

Ey asker, şimdi orada bir ağaç bulup, bakıver göklere desem…

Biliyorum uykusuz ilk gece bomba sesleri başkadır, uykusuz üçüncü gecenin bomba seslerini hiçbir dünyalı kabuslarında dahi duymamıştır, ne buyurdu Devlet Bahçeli, 82, 83, 84’i hayal bile edemiyorum, altıncı yedinci, seksenince gecenin bomba seslerini hiç duymamış bu zavallı insanlar Fatih’i Kanuni’yi Malazgirt’i peşine takmış geliyorlar, yürü aslanım!

Osmanlı, ümmet tespihleri, savaşa girdiğin o yerde çoktan koptu, olsun, o tespihi bir daha bağlar Barzani’yle de savaşırız, üzülme koparsa bir daha bağlar, Esat’la savaşırız, dert etme koparsa bir daha bağlar anasini satayim battı balık Amerika’yla da savaşırız, karışırsa işler Rusya’yla da savaşırız.

Korkma asker tespih koparsa kopsun biz ekranlarda kaç kişi öldü birer birer sayarız, sayar sapar iplere dizeriz, şehidlerden yeni bir tespih yapar dünya beşten büyüktür’e yol yaparız.

Canım askerim, cemaatleri dolarları imarları ihanetleri savunmaktan ‘yurdumuzu’ korumaya sıra bir türlü neden gelmedi…

Ey asker, dolarları Koçları medya patronlarını İslamcı burjuvayı savunmaktan  hukuk karşısında herkes eşittir’in insan onurunu savunmaya  kardeşler gibi bölüşmeye sıra neden hiç gelmedi.

Ey asker, dolarların vahşi kapitalizmin özelleştirmelerin imarların DÜŞMANLARI BİTMEZ, biri biter biri başlar, orta-doğu’da hiç bitmez.

Sormayalım mı, kendimizi ve onurumuzu ve toprağımızı korumaya hiç mi sıra gelmeyecek!

Ekranlardan otuz yıl sana faşist ırkçı diye bağıranlar seni hain diye casus diye içeri tıkanlar, ey asker, şimdi seni savaşa neden sürüyor, hiç mi sormayalım.

Amerika’yla cemaatle hesaplar bozulmuş, şimdi seni Amerika’ya, şimdi seni dünyaya karşı, elde kalan son kuruş olarak sürüyor!

Son kuruşumuz asker!

Zaferle döndüğünde biliyorum ilk önce kim sarılacak boynuna, Turgay Cinerler mi Mehmet Barlaslar mı dolarlar mı yaylalarımızın yeni Katarlı sahipleri mi, dün ne kadar küfreden varsa, işte onlar sarılacak boynuna!

Ey asker, şimdi hangi çöllerdesin hangi kör kuyulardayız, bilmiyorum.

Sağ salim geri getirsin diye, mavi bir at ve bir sarı kanarya gönderiyorum sana.

Sana, duvarlarında gölgelerine baka baka ihanetiyle delirdiğim.

Sana, hala, umudumun mumunu eritmeden içimde yanan kandilin, içimde patlayan bombaların islerini gönderiyorum.


 



Paylaş | | Yorum Yaz
262 kez okundu. Yazarlar

Yazarın diğer yazıları

Yırtıcılığını kaybetmiş kabilenin son günleri - 23/10/2017
Sümüklü mehdinin biseksüel gelini - 20/10/2017
Bana Müsaade - 14/10/2017
Sol yumruğu havada öldü - 10/10/2017
 Devamı

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın