Sadi Somuncuoğlu

Sadi Somuncuoğlu
Atatürk ve düşmanlığın kaynağı
12/11/2017

Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu Büyük önder Mustafa Kemal Atatürk'ü ebedi aleme yolcu edişimizin 79'uncu yıldönümünde; Devletçe, Milletçe andık. Yolculuk sanki bugün oluyormuş gibi gözyaşları ve heyecanla, milyonlar Anıtkabre, meydanlara ve sokaklara döküldü; Atamız yürekten anıldı. Medyanın, "O'nun değerini daha iyi anladık" ortak vurgusu, çok anlamlıydı; gerçeğin de ifadesiydi. "Daha iyi anladık" sözü; üzülerek ifade edelim ki, "henüz tam anlayamadık" manasınadır; doğrudur. Çok garip değil mi; O'nu dost düşman bütün dünya anladı da, biz 79 yıl sonra tam anlayamamışız. Dünkü gazetelerin önemli bir kısmı, anma törenlerini manşetten vermemiş. Sırf habercilik diye bakılsaydı bile, 80 milyonun gündemindeki bir olay manşete çekilmez miydi? Acıdır, ama sormalıyız, neden böyle oluyor?

Atatürk düşmanlığının başlangıcı

Atatürk'e düşmanlık, Milli Mücadele yıllarında başladı. Alenen, Yunan ve İngiliz cephesinde yer alanlar, Kuvayı Milliye hareketini engellemek; yenmek istiyordu. Asırlardır devletimizin, dinimizin, milletimizin düşmanlarıyla bir olmuşlardı. Sanki İngiliz ve Yunan esareti dinimiz, devletimiz, halifemiz ve istiklalimiz için daha hayırlıymış da karşı çıktılar. Üstelik, Çanakkale kahramanı Mustafa Kemal Paşa, Mareşal Fevzi Çakmak, İsmet ve Kazım Karabekir Paşalar ve arkadaşları hakkında olumsuz bir fikirleri olmadığı halde. Bu hali; kimi "din gayretiyle", kimi azınlıkların Osmanlı döneminde başlattığı "Türk düşmanlığı" ile kimi de "gafletle" izah etti.

Çok şükür ki, Allah'ın da lütfuyla savaşı kazandık, istiklalimizi ilan ettik, devletimizi kurduk; esir değil, hür olduk. 

Bu işbirlikçi cephe, zaferden sonra zayıfladı, can çekişecek hale geldi, ama yine de susmadı; düşmanlığı sürdürdü. Atatürk ve arkadaşlarını kendilerindeki sıfatlarla, İngiliz yanlısı, din düşmanı olarak karalamayı görev bildiler. Genç Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş esaslarına, icraatına ve düşüncelerine aldırmadan fitneyi zamanımıza kadar yaydılar; yaymaktalar.

Atatürk'ün İslam'a hizmetleri

-İlk defa, 1935 yılında Kur'an-ı Kerîm'in Türkçe tefsiri Elmalılı Hamdi Yazır tarafından yapıldı, binlerce nüsha basıldı, halka dağıtıldı.

-İlk defa, en büyük hadis kitabı "Sahih-i Buhari" Türkçeye tercüme edildi.

-1926'da, büyük alim Ahmet Hamdi Akseki  hoca "Askere Din Kitabı"'nı, yazdı, bütün askeri birliklerde "Ali Mektepleri" denilen kurslarda, günümüze kadar okutuldu.

-1925'de, eski yazı ile basımı yapılan "Türk Çocuğuna Din Dersi kitabı" hazırlandı, ilkokul 4. Sınıftan itibaren okutulmaya başladı.

-Yeni harflere geçince, 1927 yılında, Abdülbaki Gölpınarlı "Cumhuriyet Çocuğunun Din Kitabı"nı yazdı, ilkokul 3. Sınıftan itibaren okutulmaya başlandı.

Atatürk'ün din anlayışı

"Din lüzumlu bir müessesedir. Dinsiz milletlerin devamına imkân yoktur. Din vardır ve lazımdır. Temeli çok sağlam bir dinimiz var. Milletimiz, din ve dil gibi kuvvetli iki fazilete maliktir. Bu faziletleri hiçbir kuvvet, milletimizin kalp ve vicdanından çekip alamamıştır ve alamaz. Bizim dinimiz en makul ve en tabii bir dindir. Ve ancak bundan dolayıdır ki son din olmuştur. Bir dinin tabii olması için, akla, fenne, ilme ve mantığa tetabuk etmesi lazımdır. Bizim dinimiz bunlarla tamamen mutabıktır. Türk Milleti daha dindar olmalıdır, yani bütün sadeliği ile dindar olmalıdır demek istiyorum. Dinime, bizzat hakikate nasıl inanıyorsam, buna da öyle inanıyorum. Şuura aykırı, ilerlemeye mani hiç bir şey ihtiva etmiyor."

Atatürk'ün Türklük anlayışı

"Ben her şeyden önce bir Türk milliyetçisiyim. Böyle doğdum, böyle öleceğim. Türk birliğinin bir gün hakikat olacağına inancım vardır. Ben görmesem bile, gözlerimi dünyaya onun rüyaları içinde kapayacağım. Türk birliğine inanıyorum, onu görüyorum. Türk Milleti yeni bir iman ve kesin bir milli azimle yeni bir devlet kurmuştur. Bu devletin dayandığı esaslar 'Tam bağımsızlık' ve 'Kayıtsız şartsız milli egemenlik'ten ibarettir. Mensup olduğum Türk Milletinin şan ve şerefi varsa, benim de bir ferdi olmam sıfatıyla şanım ve şerefim vardır."

SONUÇ:

Görüldüğü gibi Atatürk dinine de milletine de devletine de eşsiz hizmetler yapmış; bir Türk milliyetçisidir. Gerçek böyle olduğu halde ona yapılan iftira, hakaret ve düşmanlıklar neden son bulmuyor? Bu hususu çok düşünmüş biri olarak, şu sonuca vardım. Köklerinin Osmanlı asırlarına kadar dayandığını gördüm. Arkasında İngilizlerin bulunduğu Hürriyet ve İtilaf  Partisi ile arkasında garip Türk Milletinin bulunduğu İttihat ve Terakki Partisi arasındaki mücadelenin esası da buna dayanıyor. 1907'de Paris'te yapılan Kongrede; İttihat ve Terakki Cemiyeti, Osmanlı Devletinin kimliği Osmanlılık, Müslümanlık ve Türklüğe dayanır deyince; Hürriyet ve İtilaf Cemiyeti, ırkçılık dediği Türklüğe şiddetle itiraz ediyor. İttihatçılar; bizim Türklüğümüz 1876'da kabul edilen Kanunu Esasi'deki devletin dili Türkçedir, Türkçe okuma yazma bilmeyen memur ve mebus olamaz ilkesine dayanır. Şeklinde savunmasını yapınca kongre dağılır ve yollar ayrılır.

Gerçekten de dil, bugünkü uluslararası hukuka göre de milliyeti ve egemenliği belirleyen kurumdur. İşte, Türk düşmanlığının kökleri buralara kadar gidiyor. Dinin kullanılması ise, Türk Milletini aldatmanın kolay yolu olarak seçilmiştir.

 



Paylaş | | Yorum Yaz
229 kez okundu. Yazarlar

Yazarın diğer yazıları

Türk siyaseti ve İYİ Parti - 04/11/2017
"Bölge ittifakı" ve normalleşme - 01/11/2017
Türkçülüğü Kürtçülükle karıştırmak - 21/10/2017
Sömürgeci hukuku ve vicdanı! - 14/10/2017
 Devamı

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın