Nihat GENÇ

Nihat GENÇ
Uğur Dündar o bayrağı en zor günlerde dahi elinde tutmuştur
12/11/2017

Popüler-popülist gibi kavramların çağımıza ait olduğunu sanıyordum, Metis Eleştiri’nin yayınladığı“Edebiyat, Popüler Kültür ve Toplum” kitabını okuyunca, henüz 1700’li yıllarda ucuz eserlerle (popülist, vasat) yüksek sanat eserleri arasında kıyasıya bir kavga olduğunu öğrendim.

1700’lü yıllar boyunca İngiltere’de birçok gazete ve dergi çıkıyor ve ortalığı istila eden “ucuz eserler” karşısında editörlerin verdiği amansız mücadele bugün verilen kavgadan daha sert ve acımasız.

Şüphe yok ki “Cumhuriyet” yüksek bir sanat eseridir, şüphe yok ki bu “sanat eserinin” sahibi Mustafa Kemal Atatürk ve mücadele arkadaşlarıdır.

POPÜLER ESERLER UŞAK EDEBİYATIDIR

Roman, şiir, zaman zaman okunur, tiyatro sinema belli periyodlar içinde “izlenir” ancak “heykeller” böyle değildir, şehrin meydanındaki bir heykel aralıksız yirmi dört saat hizmette bulunur.

Yüksek sanat eseri, sizi her türlü manipülasyondan korur ve gözlerinizi ve kalbinizi özgürlüğe doğru açar, yani güzellik yirmi dört saat faaldir, yaşlanmaz çürümez…

Popüler eserler uşak edebiyatıdır, siyasette bolca bulunur.

Yüksek sanat eserleri ise “zamanın testinden geçmiştir”… Acımasız sert ve hain fırtınalar karşısında dahi yıkılmadığını göstermiştir.

Popüler eserler bugün var yarın yok, geniş kitleleri şebekleştirir ve ucuz TV eserlerine vasat ve kurnaz politikacılara mahkûm eder, monotonlaştırır, ağız tadınızı bozar, zevkinizi, seçiciliğinizi düşürür, en önemlisi “körlüğe” sebep olur.

CUMHURİYET'İN GERÇEK BİR ZAFER KAZANMASI İÇİN ENTELEKTÜEL BİR KADROYA İHTİYACIMIZ VAR

“Cumhuriyet” bu 10 Kasım’da çok sağlam bir eser olduğunu bir daha ele güne düşmana göstermiştir.

Ancak bu “popülist” bir kavga, kavramlar üzerinden yapılıyor çünkü Cumhuriyet’in kazanımları ve kurumları yıkıldıkları yıprandıkları çürütüldükleri terkedildikleri yerde, sahipsiz ve aynen duruyorlar.

Bu sözde “cumhuriyet” tartışmalarını halkımız bir “zafer” gibi görmesin Cumhuriyet’in gerçek bir zafer kazanması için Cuhuriyet’i sahiplenecek kurumlara ve entelektüel bir kadroya ihtiyacımız vardır.

Ot saman ithalatı, işte meralarımızın hali, işte saat başı değişen eğitim sistemi, işte sabah hüküm verip akşam bozan yargının hali, işte, ülkenin bütün servetini borsa kumarına yatıran iktidar, işte Sayıştay’ı meclisten kovan hükümet, işte canı istedikçe başbakanından belediye başkanına kadar buyruğuyla görevden alan cumhurbaşkanı…

Cumhuriyet şuydu, toprağınıza yetenek ettiğinizde bu topraklardan yetenek fışkırır, İslamcı iktidar şuydu: toprağınıza aptal ektiğinizde aptal dağ bayır ovası medyasından aptal fışkırır.

ÖZELLEŞTİRMELERLE BİR MİLLETİN SERVETİ ÇARÇUR EDİLDİ

Evet, Özal’dan Tayyip’e kadar bütün iktidarlara yapışan-yanaşan neo-liberal tayfa bertaraf edilmiştir, ancak neo-liberallerin otuz uzun yıllık propagandalarıyla tereyağından kıl çeker gibi yapılan “özelleştirmeler”le bir milletin serveti çarçur edildi ve yerlerinde yeller esiyor.

Evet, kırk uzun yıl ajan ve sinsi faaliyetleriyle devletin her kurumuna sızıp perişan eden FETÖ’cüler bertaraf edilmeye çalışılıyor, ancak kurumlara bu sefer başka tür cemaatler sızıyor ve iktidarın İslamcı ideolojik ajandası sabah akşam hız kesmiyor.

Evet, Hrant’ın katillerine nihayet yaklaştık ama Suriye’de Müslümanı Müslümana kırdıran katiller hala kahraman havalarında demeçler veriyor.

Evet, onlarca yıldan sonra nihayet etnik tartışmanın ülkeyi infilak ettirecek büyük bir felaket olduğunu milletçe anladık ama ordumuz hala Orta-Doğu bataklığının tam ortasında başka topraklarda duruyor.

Bu 10 Kasım’da Anıtkabir’i dolduran milyonlar çok sevinçli, zafer kazanmış bir havaları var, doğrudur, insan sevinmeden edemiyor, sanki Mustafa Kemal Atatürk, bir daha, yattığı yerden ve seksen sene sonra bir büyük savaş daha kazanmış gibi, doğrudur, büyük eserler yıkılmaz yüzlerce yıl hizmet eder.

ESAS OLAN…

Ve ama unutmayalım bu pek hızlı ani dönüşümlü siyasi rüzgarlar “popülist”rüzgarlardır, daha beş sene önce bir büyük TV seferberliğiyle aynı halkımıza pek kolayca “kolektif suç” işlettirip Türk Ordusu gözleri önünde tutuklanıp tasfiye ettirildiğini unutmayalım.

Siyasetin bu popülist rüzgarları bir o yana eser bir bu yana eser, esas olan “kurumların” sağlamlığıdır.

Esas olan Cumhuriyet’e sahip çıkan “eser sahibi” yetişmiş ve sorumlu ne kadar insanınız var!

Eser sahibi sorumlu insanların elinde ne kadar etkili gazete, TV, internet sitesi var?

Esas olan, Cumhuriyet’i her politik dönemde her halükarda savunan ne kadar yıkılmaz sarsılmaz üniversiteniz var, son on beş yılın etnik ve cemaat yuvalanmalarını işgallerini hatırlayın.

ELİNİZE TUTUŞTURULAN BAĞIMSIZLIĞIN BAYRAĞI DEĞİL

“Hukuk karşısında herkes eşittir”, Cumhuriyet’in anayasasıdır, bu vazgeçilmez kazanım ve hakkı, geçen on beş sene göstermiştir ki elimizdeki “bayrak”, tek başına savunamaz.

İnsanlığın bu en temel ilkesini savunacak, yani Cumhuriyet’i asıl sahiplenecek olan “kurumlardır”; hukuk kurumları, üniversiteler, medyadır, neredeler?

Dün o bayrağa küfür edenler bugün o bayrağa sarılıp elinize tutuşturuyorsa elinize tutuşturulan bağımsızlığın bayrağı değil sizleri çocuk gibi kandıran lolipop şekeridir.

Bayrağınızın günü kurtarmak için ağzınızda geçici bir sevinç şekeri olmasına izin vermeyin.

Asıl olan siyasetin etnik mezhep cemaatten sıyrılıp “kamu yararına” asli ve insani işine tekrar dönmesidir, işte imam okulları telaşı, iktidar hala çoktan suçüstü yakalanmış kendi ajandasıyla meşgul, kamu yararı nerede? Eşitlik ilkesi nerede?

Ülkenin serveti elli-yüz kişinin eline geçmiş, milyonlarca insan iktidarın sadece seçmeni değil hakikaten kulu kölesi olmuş, atölyesi fabrikası tarlası çalışanı maaşı tazminatı sendikası en temel insan hakları üretimi nerede?

Tek bir adamın ağzından kürsüde çıkan laflar, anayasadan, hukuktan ve kurumlarının önünde, bir tek kişi konuşuyorsa, meclis nerede cumhuriyet nerede hukuk nerede demokrasi nerede?

AHMET ŞIK NEDENSİZ İÇERDE

Ortada güvenebileceğimiz haklarımızı ve insan onurumuzu teslim edeceğimiz bir meclis, hukuk kurumları, medyası kalmamış…

Ama elde bayrak seviniyoruz, doğrusu biraz şaşırıp biraz gülüp biraz eğlenip ben de seviniyorum, ama, işte bağımsız bir gazeteci Ahmet Şık nedensiz-sebepsiz içerde… İnsan sormadan edemiyor elimizdeki bu bayrak bu “haksızlıkların”, “hukuksuzlukların” kapısını açamıyorsa, başka ne işe yarar? Cumhuriyet herkesin değil mi o bayrak herkesin bayrağı değil mi? Adaletin olmadığı yerde her yurttaşın hukuk karşısında eşit olmadığı yerde bayrak ne işe yarar?

İşte o bayrağı en zor günlerde dahi elinde gururla tutmuş Uğur Dündar'a, herkesin tanıdığı bu muhalif gazeteciye dahi ipi atmışlar, FETÖ’yle bir bağlantı yaratmaya çalışan yeni kumpaslar peşindeler?

Cumhuriyet’i kutlarken en çok unuttuğumuz şeyi bir daha hatırlatmak vatan görevimizdir, milli mücadeleyi veren Anadolu halkının eline kimse bayrak tutuşturmadı ellerine kimse bayrak vermedi, Anadolu halkı, bayrağını ipek ipliğiyle iğnesiyle oturdu oya oya işleyip kendi dikti, kendi iradesiyle tuttu!


 



Paylaş | | Yorum Yaz
163 kez okundu. Yazarlar

Yazarın diğer yazıları

Şu Dogville meselesini de bir ara çözelim - 20/11/2017
Aşk şiiri hikayesi... - 17/11/2017
CHP'deki dönüşüm insanın tuhafına gidiyor - 08/11/2017
Osman Kavala ve aşkın anlaşılmayan kıyıları… - 24/10/2017
 Devamı

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın