Nihat GENÇ

Nihat GENÇ
Palto
07/02/2018

Lavlar yine eskisi gibi hızla beyninde akmaya yine bezleri ıslatıp sünger gibi emsin, telaşla alnını ensesini kulak artlarına her dakika başı silmeye başladı...

Tek oğlunu askere gönderdikten sonra ...

On yıllardır zihninde çoktan küllenmiş ‘panik’ hareketlendi, konuşması hızlandı, yerinde duramaz  oturamaz oldu.

Oğlan askere gittikten sonra belirtiler hayra alamet değil yine mayın tarlasında yürüyor gibi... Aşırı dikkatli çok dikkatli hep dikkatli her an dikkatli... Yine beyninden korkunç çığlıklar duymaya buz gibi bir ürperti peşinden ateş başlıyor. Her gün okuduğu gazeteleri okuyamaz oldu  şehit haberi verir diye haber dinleyemez her gün gittiği kahveye gidemez her gün izlediği programlara bakamaz oldu yine anlamsız çok sorular sormaya başladı.

Tepelerin ardındaki kızıl mor bulutları seyredemez oldu, ilk gençlik yıllarındaki gibi cihanı yıkıldı vicdanında baş edemediği deprem yine depreşti  yine eli kolu bağlı çaresiz yine zekası zayıf  son nefesine kadar götürmeye and içtiği sadelik içindeki iktidar yıkıldı.

Lavlar yine eskisi gibi hızla beyninde akmaya yine bezleri ıslatıp sünger gibi emsin, telaşla alnını ensesini kulak artlarına her dakika başı silmeye başladı, yine unutmak istiyor unutamıyor konuşmak istiyor konuşamıyor yine bir lokmayı yerken yutkunamıyor başına yine endişe bombaları düşmüştü ne zaman aynağa baksa hararetten tepesinden dumanlar yükseliyor

Oysa yirmi beş yıldır tasasız kazasız rahat bir evliliği vardı, eşi, ev düzeni, işi, çoktandır o korkunç günleri ebediyen kapattı sanıyordu, otuz yılda savaşa didişe fethettiği rahatlık  düzen elinden kaydı.  Küllük beyaz çarşaf saksılar kanepe kablolar balkon geceler yirmi uzun yıldır onunla acı acı konuşmuyordu. Yirmi  yıl var ki teklemeden takılmadan  dalmadan uzun uzun okuyor göğsünde pembe kapaklı kitaplarla tanrıdan çok istediği ve aldığı huzuruyla mışıl mışıl uykuya dalıyordu.

Yine gece yarısı uyanıyor yine sert heyecan telaş gün boyu bir kısacık şekerlemeye dalamıyor, yine yataktan şeytan gibi kalkıyor, sabah sabah ilk işi, eşine, ezile büzüle korkak tırsak , şu mesajı bir daha okur musunuz! diyor. Şu mesaj şu mesaj bıkkınlık veriyor artık, şu mesajı oku demek için gücünü topluyor bir yarım saat düşünüyor, takıntısıyla baş edemiyor.

Günde dakka başı saat başı aynı mesajı okutuyor, eşi bunaldı, çaresiz, ne yapsam da kurtarsam onu bu sabit fikirlerden, zihnini dağıtmak için, oğlunun naylon torbalara doldurulmuş taş koleksiyonunu çıkartıyor, şunları, büfeye dizsek, önlerine yazılar yazsak, bir iş çıkart kendine kafan dağılsın... Bak torbaların üstüne yazıyor Fırtına Deresi, nerden bulmuş Avmasori Deresi, Balaman Çayı, Çiçek Deresi, Tarçın Suyu  taşları naylonlarından çıkart...

İki aydır oğlundan haber alamamamak ne demek, muhtemel ki oğlunun cep telefonu çekmeyen bir yerde, oğlu da çekmeyen yerlerde nöbette. En son iki ay önce bir mesaj gelmişti annesine:  ‘Buradayım anne, aynı taş aynı kaya aynı ağaç  aynı çalılık aynı tepeler, günlerdir burada nöbetteyim anne…’.

Mesaj bu kadarcık olsa rahat edeceklerdi, mesajın sonundaki tekrarda sanki bir isyan derin bir kaygı oğlunun söyleyemediği bir şeyler vardı: 'hep aynı taş aynı kaya aynı çalılık aynı ağaç…’ bir daha yazılmıştı.

O aynı taş nerededir, o aynı kaya oğluma ne söylüyor, o aynı tepelerde hangi PKK tuzakları var… Oysa bir önceki mesajı çok neşeliydi: 'Dün önümüzden bir domuz sürüsü geçti anne çok eğlenceliydi...'.

Hep böyle keyfi yerinde mesajlar atsa.

Aylar geçtikçe tek oğlunun endişesi beyninde usul usul  alçısını kırar gibi bir delik açtı.

Bir gizli tünel, çoktan unutulmuş mühürlenmişti ve ama aynı yerinden kabuslarla cıyıltılı çığlıklarla kırılarak açıldı, gözleri artık başka yerlere götürüyor.

Çok eski  kendiyle hayatla kanlı iç savaşı kaldığı yerden lanet olası bitmeyen durmayan sürekli konuşan ahlakçı hayat nedir zaman neye denir sesleriyle bir daha boğuşmaya başladı.  O iç savaş günlerinde beynini sakat bırakan yoksul sefil parasız soğuk  kabus tımarhanelik deli ayaz soğukta sokaklarda kendini kilitleyen günler.

Kayboldu sanıyordu beyin unutmuyor, bir kıvılcım bekliyormuş, eski sert hikayeler beyninde aynı yerinden filiz verdi, cezaevi önü hastane arkası mezarlık eski sokaklar, korkunç görüntüleriyle isli çıra gibi bir daha  harlı harlı yanmaya başladı.

Öğrencilik yıllarında aynı evde kaldıkları Beyaz Metin, Küllük Cengiz, yirmi beş yılda birkaç kez o da ayak üstü görüşmüşlerdi. Cengiz'i beş altı yıl önce dilenci gibi hırpani elbiseleriyle görüp nihayet ayak üstü dertleşmişlerdi, çoktandır adı Ulan Hakkı'ydı. (Cengiz'i) Ulan Hakkı'yı görünce ne bu hal diyemedi kendi de o hal içindeydi. Ulan Hakkı , soruyu bakışlarından anladı, 'ayetdeki gibi, dedi, dilerse sizi yok edip yeni bir topluluk var eder'.. Ulan Hakkı soruyu duruşundan anladı: 'ayetteki gibi, dedi, artık ben sizi kurtaramam siz de beni kurtaramazsınız...'. Ulan Hakkı aslında bu cümlelerle hayata arkadaşlarına açılan bütün kapıları çoktan kapatmıştı.

Ulan Hakkı hala avazı çıktığı kadar bağırmadan katlanamıyor. Ulan Hakkı'nın beyninin tünelleri aynı demiryoluna çıkıyor, vagon vagon bacaksız kafasız fareler, çok uzun sürdü cehennem, o gece saat 3.05'de nasıl bir kaza gezegenlerin yeri değişti, a'nın b'nin kapının pencerenin yolun göklerin bismillahın annenin yeri değişti, temizlenemiyor, silinemiyor..

Eşine bir daha seslendi, hanım bir daha oku şu mesajı, eşi  yılgınlık isyan içinde mutfaktan  delirircesine bağıra bağıra: ‘aynı yer aynı taş aynı kaya aynı çalılık aynı tepeler…’.

İradesini cesaretini yitirdi biraz sonra ne olacağını ne yapacağını kendi de bilmiyor, 'biraz sonra' ne korkunç ne bilinmeyen bir tehlike, kendiyle o kadar meşgul ki gün boyu neler yapacağını bir tabloya çiziyor, şu sokaklardan geçeceğim, şuraya uğrayacağım, bakkaldan şunları alacağım, her dakika tıklım tıklım meşguliyet dolsun, plansız eksik bir an kalmasın, beyninden ansızın fırlayan bıçaklı silahlı düşüncelerle baş edebilmek için yine kendini kendine robot yaptı, robotun dengesi asla kesinlikle  aman ha kati surrette bozulmasın düşmesin kaçmasın uçmasın kendini öldürmesin...

Abartı üstüne abartı, abartılı çok hassas ince detaylı planların çok düşünülmüş fiziki çizimleriyle ansızın gelebilecek çağrışımların seslerin tehlikelerin önünü kesmeye  bütün delikleri tıkamaya başladı.

Elinde olmadan elbise dolabını açtı, yirmibeş yıldır hiç giyilmemiş hala kaya gibi  kaskatı o eski paltosuna müzede antik bir objeye dokunur gibi.

Yirmibeş yıldır giymediği sakalları donmuş  koltuk altları etek traşı uzamış hırpani paltosunu sırtına geçirdi. Gençliğinin katili  palto giydiğini görse şimdi eşi kafayı yer, gizlice saygıyla okşadı.

Ama neden, şeytanca bir istek, paltoyu giyer giymez bir kuvvet geldi, adımları çevikleşti. Yalancı bir rahatlık hatta 'haz' duydu, okşadı paltoyu, şöyle bir boyuna bir enine doya doya elinin tersiyle okşar gibi sildi, aman görmesin eşi felaket olur evin altını üstüne getirir, allahıısmarladık demeden sıvışıp kaçıverdi sokağa, o eski günlere bir şefkat bir merhamet, buzda soğutulmuş paltosu çoktan buzda dondurulmuş çikolata gibi göründü gözüne.

Her yere her çöpe her deliğe her tabelaya her arabaya her gelip geçene bir daha duraksıyor kalakalıyor eskisi gibi herşeye çivi gibi bakıyor. Oysa bu saatte kanepesine uzanmış gazeteleri okuyor olmalıydı. Sokağın başındaki pastanenin önü cilalı parke taşı, herkes nasıl kolayca gelip geçiyor, aman o ne, kahretsin bala yapışmış böcek gibi yakalandı, cilalı parke taşı üstünde düşerim korkusuyla bir adam yürüyemedi, zamk gibi yapışıp kaldı. Biri bir el uzatsa da geçirse bir adım atıp kaldırım kenarındaki ağaca tutunsa, olmadı, kayıp düşerim korkusu hızlandı cilalı parkenin üstünde elektrik verilmiş, heykel gibi donakaldı. Oysa çocuklar anneler hatta ihtiyarlar düşebileceklerini hiç düşünmeden güle oynaya ne kadar rahat geçiyorlar, insanlığın rahatlığına şaşırdı, hayat birilerine ne kadar kolay, dedi.

Gücünü toplayıp milim milim adımlarla kaldırımdan minibüs yoluna inmeyi denedi, kontrollü küçücük bir adım, aşırı hassas ikinci bir adım, birine rica etse de tutunsa, bir metrelik yolu çıkamadı. Pastanede gazetesini okuyan bir adam. Gazetenin ön sayfasını, 3 şehit, adam keyifle diğer sayfayı açtı, ne büyük insanlar var dedi ne güçlü insanlar ön sayfada şehit haberi yine de sayfayı çevirebiliyor adam, adamın yüzüne odaklandı, adam o kadar büyüdü ki gözünde, Tanrım böyle bir adam olmak istiyorum, tarihin en büyük insanları bunlar Napolyon Sezar Sokrates gerçek dev insan bunlar, nasıl rahat okuyor Allahım, şu büyük insanlık gibi olabilsem, kafasını toparlayamadı bir daha eşine telefon etti, hanım, şu mesajı bir daha okur musun?

Eşi telefonu yerden yere vuran cinnet geçirircesine: aynı taş aynı kaya aynı tepeler aynı çalılık hep yerinde duruyor diye bağırdı… Yırtınarak bağırdı eski mesajı da okuyayım mı: dün önümüzden domuz sürüsü geçti anneeeeee!....'

Aslında telefonda eşine cilalı zemin üzerinde kaldım, yürüyemiyorum, gel beni kurtar diyecekti, paniğe sokmamak için, söyleyemedi. Kıyameti kopartırdı, paltoyu giydiğini görse bir daha eve sokmazdı. Eşiyle tanıştığı güne kadar gece gündüz yaz kış hiç çıkartmadan tam on yıl, sonunda gerçek bir aşka tutuldu. Ne olduysa o flört günleri buzlar bir günde eridi. Artık  bir tane sevgilisi ne derse o, bu paltoyu bir daha giymeyeceksin, dedi, o an söz verdi çıkarttı, o kirli kaskatı kapkara palto yıkandı bir günde pespembe oluverdi. Ve ama biricik sevgilisine yalvardı, çöpe atma, geçmişimin bir hatırası  sandıkta dolapta bir yerde kalsın, hayatın acı dersleri işte neler yaşadık çoluk çocuk evlat dönüp bakarız, diye  ikna etti.

Kusursuz bir dikkatle paltosunu inceledi bugün ne giysem artık hep bunu giysem pörsümüş çözülmüş balgam rengi balgam kıvamı iplikleri yağlı kir katman katman parlıyor, solup dökülmüş omuzlarını uzayın kara deliklerine açılan göz göz incelmiş düğümlerini, yırtık sökük yerlerini bir av köpeği gibi koklamaya başladı, çoktan çula dönüşmüş kol uçlarında beynini yiyen eski böcekleri, yakasının arkasına gizlenmiş eski kabusları yırtılmış paramparça astarında eski çığlıkları aradı, paltonun kamburlarını tepelerini götünü .ikini inceledi, kavlamış eteklerinde sokaklarda yattığı günlerden kalan yağmur çiselerinin izlerini aradı, uykusuz sabaha değin yıldızlara takılı kalmış kurumuş yalnızlığını, peşini bırakmayan gerçek gölgesi paltosu.

Derinlere dalmak ne bir vicdan yarası ne bir günah, ruhunun bedenin asıldığı  yara gibi bir boşluk bir kaza bir derin yara sırtlayamadığı kaldıramadığı çözemediği  lağım faresi gibi sıkışıp çıkamadığı bir delik. O lağım geri dönülmez başka bir alemin içine açılıyor kabusların ifrit cin paslı jilet kemirgenlerle demir dikenlerle çevrili aynı habitat içinde, hapsoluyor, kıpırdıyamıyor, ne yükü hafifliyor ne zihniyle savaşarak baş edebiliyor.

İşte yine, başladı, on dakika içinde bir metrelik yolu kat edip minibüse binmeyi beceremedi, daldıkça, geometriyle fizikle acıyla mesafeyle baş edemiyor, çıkış kapısı olmayan iradeyi kilitleyen gözleri bulandıran, ayakta durabilmek ne büyük nimetmiş, içimizdeki asıl kral dengeymiş. Bir varıverse gideceği yere. Yirmibeş yıldır görmediği Beyaz'ı bir görse, Ulus Hali’nin önünde kokereççilik yapıyordu, bir ara ayak üstü görüşmüştü hepsi bu kadar. Beyaz'ı işinin başında görmek ne güzeldi. İşinin başında olmak Beyaz için ne büyük zaferdi.

Beyaz'ı böyle diri gördüm ya dünyanın geri kalanı işkenceden geçse umrumda değil, demişti. Nasıl baş etmişti bu zehirle Beyaz,  kuvveti nerden bulmuştu, keşke biraz daha laflasaydı.

O gün Beyaz, ne çok şey anlatmıştı, hapislere gire çıka psiyatristlere gide gele hileli kart kullanmayı öğrendim, demişti. Hileli kart ne çok şey anlatıyor. Sürünmenin bir yerinden dönmeli. Hayat şahane değil ben de harikülade biri hiç değilim, bir ekmek parası için bu kadar soru fazla hayata. Ne kazanmak ne kaybetmek istiyorum, işeyebildiğim sıçabildiğim yürüyebileyim, şükür de demiyorum benden bu kadar diyorum. Kimseden bir şey istemiyorum, kimseyi yenmek istemiyorum, yeter ki beynimdeki jiletler götümden tersine girmesin.

Beyaz bu lafları edebilmek için azap içinde ne çok düşünmüş olmalı, ne hainim ne kötü, sadece paramparçayım, insan beynindeki yükü ancak karikatür çizimlerinde kaldırabilir. Biliyor musun dedi Beyaz, bu şehrin insanların siyasilerin paşaların işadamlarının dev ağızlarından uzaklaştıkça rahat ettim diyemem yine sakinliği öğrendim,  kapandıkça küçüldükçe sustukça bekledikçe beynimde tünelin ağzını hayal meyal birazcık görebildim.

Biri paltosu, diğeri Beyaz diğeri Ulan Hakkı, o idam gecesi evin balkonunda üç kişiydiler.

Ah yine başladı hayatın nöbetini tutmak, zihni bitkinlikten tükeninceye kadar her kelimenin her resmin başında  her an değişen anlamlarını yorumları beklemek, çarpmasın sigorta atmasın, hangi kelime geçince kalbi küt küt atıp adımlarıyla birlikte motor gibi hızlanıyorsa, kendini suçlamalar yargılamalar içinde iktidar savaşı sırtından ter olup akmadıkça, ah yine başladı...

Beyaz'ı görmeyeli ne çok oldu, bir merhaba canım, ayıp değil mi bunca zaman kaçmak, selamlaşmamak... Beyaz, dört beş kez hepsi trafik cezasından altı-yedi yıl hapiste yaptı. Minibüsüyle bir gün yoğurtçuyu altına aldı. Bir zaman sonra peynirci dükkanına daldı. Ehliyetini elinden aldılar, ekmek parası , babasının ehliyetiyle yine oturdu minibüsün direksiyonuna, bir defasında bembeyaz giymiş bir hacı amcayı ezdi, bir defasında  yoldan çıkıp Kurtuluş Parkı'nda beyaz kireçle boyanmış ağaçlarına daldı,  bir defasında fırının önünde un çuvalları indiren kamyona bodoslama girdi, bütün kazaları beyazlaydı. Beyaz görmesin direksiyona hakim olamıyor, Dörtyol hattında çalışıyordu, ve artık trafiğe çıkması yasaktı, işportacılık, kestane, milli piyango tezgahı sanayide tenekeden bir dükkan derken, kokereç işine girdi, adı Beyaz kaldı.

Yirmi yıl hiç geçmemiş gibi Beyaz aynı Beyaz, Ulus Hali'nin önünde kokereç tezgahının yanında, dikilmiş çayını yudumlarken buldu.

Beyaz,hiç değişmemişsin, aynısın, dedi. Sen de aynısın dedi. Sessizce şöyle bir kaç dakika kalakaldılar gözlerinin içine bakabileceği kaç arkadaşı vardı?

'Nasıl gidiyor', dedi. 'Oğlan asker, telaşdan ölüyoruz evde' dedi, haber de alamıyoruz.

Beyaz, 'hiç mi haber yok'. İki ay önce bir mesaj gönderdi annesine. Devamını getiremedi, sustular.

Çay geldi.

Tabureyi gösterdi, şöyle otur, dedi.

Beyaz: 'haberin var değil mi Ulan Hakkı kendini öldürdü'.

Donakaldı, Ulan Hakkı öldü mü, dedi. Kendini trenin altına attı, Karşıyaka beşinçi kapıda, bir gün kararlaştıralım da gidelim mezarına, gene de yirmi yıl iyi kaldırdı...'

Buz gibi dondu, ayakları zamk gibi yapıştı, biliyordum bugün bir şey olacağını, bugün bana bir haller oldu, yirmibeş yıldır giymediğim paltomu giydim, Beyaz'ı merak edip buralara geldim.

Ulan Hakkı'yı Ankara vilayetinde herkes tanırdı, cenaze namazı kıldırılırken o sessizlik içinde cemaate doğru Ulaaan Hakkıııı diye bağırırdı, pasajlara AVM'lere girer kalabalığa Ulaan Hakkııı diye bağırırdı, hangi ligden maç olursa olsun trübinden bir sessizlik anını kollar Ulaann Hakkııı diye bağırırdı, mezarlıklara çarşı pazar yerlerine minibüs duraklarına gider Ulaaan Hakkıı diye bağırırdı,  bekar evinde birlikte kaldıkları çok eski arkadaşıydı kendisi gibi bir iş bir düzen bir kadın bulup yırtamamıştı.

Ulan Hakkı, içinde  yer gök yankılandı Ulaaan Hakkkııııııııı!

Beyaz'a allahıısmarladık demeden ardına döndü milim adımlarla Ulus Hali'ne yöneldi. Beyaz, yine acelen var duramıyorsun sen yine otomatiğe takmışsın, çayını içseydin, dedi.

'Yok yok, sağol, şöyle halden çıkıp Konya Sokak'a uğrayacağım, yapışan harfler satılıyor, bizim oğlan askere gitmeden gittiği her nehirden taş toplayıp naylon torbalara koymuş koleksiyon yapmış, hanım dedi ki bu taşlar torbada güzel durmuyor büfeye koyalım üstüne de harfler yapıştıralım.', 'ne taşı' dedi Beyaz, çocuk işte heves etmiş Kızılırmak Yeşilırmak Sakarya  Menderes her ırmaktan  böyle adı türkülerde geçen derelerden hep böyle güzellerini çizgili çizgili olanları üç beş toplayıp çocukluğundan beri biriktirmiş...

Birden geriye döndü Beyaz'a, 'ne alem çocuktu şu Cengiz  (namı diğer Ulan Hakkı) hatırlasana elinde küllük yıllarca sokaklarda yanında taşıdı. Hatırlasana küllüktü adı..

Beyaz: 'Bir ara  haberleşelim uğra da mezarına gidelim...'

Ulus Hali'nden girer girmez  sağ tarafta ilk dükkan, ciğer tavuk satıyor, bekar yıllarında üç arkadaş parasız kalıp Kızılay'a kan satıp koşa koşa ciğer almaya geldikleri o günü hatırladı, yerler ıslak, bir daha kayıp düşerim korkusu bastı, milim milim. Lüks üzümlü karışık 25 TL. Karışık 28 TL. Yerli Datça Badem. Ulaaaaan Hakkııııııı...Fındık içi 25 TL. Sarı leblebi. Jumbo Şeker Kestane 20 TL. Yaprak kaysı 28 TL. Dut Kurusu 25 TL.. Medine Hurma. Kudüs Hurma. Besni Üzüm. Sarı Üzüm. Şekerpare Kayısı. Yeni Mahsul İran Hurma. Kekik. Tane Karabiber.  Ulaaan Hakkkıııııııı... Çiğ Köfte Baharat. Çörek Otu. Susam 25 Tl. Manaş Pul Biber. Ulaaaan Hakkııııı. İğde. Kimyon 25. Toz acı 20 TL. Yeni Mahsül Keçi Boynuzu. Domates Kurusu 25 TL. Kastamonu Taşköprü Sarımsak. Bilal'in okulda son senesiydi, o yıl aynı evde kalıyorlardı. Gün boyu ev içinde boğuşurlardı. Evde gece yarılarına kadar kağıt oynarlardı. Yoğurtlu makarna yaparlardı üstüne kekik dökerlerdi. Gece balkona çıkar şarap içerlerdi. Aydın Cin Mısırı. Katu Fıstığı. Siirt Fıstık.  Ulaaan Hakkııııııııı. Antep fıstık. Biber patlıcan bamya kabak kurusu. Arka mahallede kahve taranmış üç kişi öldürülmüş. Polisler Bilal'i kahvede okey oynarken aldılar. Nasılsa Bilal'e göre birşey yok bir şey çıkmaz diye mahkeme mahkeme gidip gelip beklediler. Sonunda idam çıktı, şoke oldular. Köy Tulum Peyniri 13. 45 TL. Ayvalık Lor. Tel Peynir. Tam Yağlı Tel kaşar peyniri. Ulaaan Hakkıııııııııı. Zeytin Siyah. Şok fiyat karaparça pastırma 39.99. Pastırma seçme yağsız.  O gün bir haber geldi meclis idama onay vermiş, bu gece kesin asarlar.. Hamsi Karardeniz. Deniz Çupra. Deniz Levreği. Sarı Kanat. Dil Balığı. Levrek Karadeniz. Uskumru Karadeniz. Çinekop Yavru Lüfer. Bekar evi cezaevinin yüz metre yakınında. Gece ikiye doğru asker dolu iki cemse (askeri kamyon) geldi, patır patır inip cezaevinin etrafını sardılar. Kalasa çivi sesleri sehpayı mı çakıyorlar. Balkonda durmak mümkün değil eksi otuz beş derece. Üç arkadaş battaniyeye sarıldı. Lambaları kapattı. Erik kurusu. İncir. Dakota ay çekirdeği taze ve sıcak.  Ulaaaan Hakkııııı. Medine Meşruk. Hudri Medine hurması. Dallı Tunus hurması. Medine Mebrum yeni mahsül. Şiraz hurması. Bağdat hurması. Cezayir hurması. Zahedi Bağdat hurması. Seylan çayı. Yaprak çay. Seylan çayı özel barut 45.90 TL. Defne yaprağı yeni mahsül. Ihlamur yeni mahsul. Ulaaaan Hakkıııııı...Hubiskus nar çiçeği yeni mahsül. Zencefil Yeni Mahsul. Yeni şehid. Bağırma çağırma koşuşturma sesleri. Saat 3.05  bir zifiri karanlık çernobil sessizlik. İki dakika sürdü. İki yıl. İki bin yıl. Karanlığın içinde  cezaevinin üstünden beyaz bir çarşaf dalgalanıyor sanki . Siz de gördünüz mü bakın bakın beyaz bir çarşaf diye bağırdı Metin (Beyaz Metin). O çarşaf Metin'in beynine sarıldı o çarşaf Metin'in gözbebeklerine girdi. Kabuk Tarçın. Hindi Boyun. Hindi But. Cezaevinin içinden sessizliği yırtan Ulan Hakkııııı diye bir ses yankılandı . Şükrüye Mahallesi'nden Aktaş Yeni Doğan'a doğru ses gitti geldi Ankara Hastanesi'nin duvarlarında top patlamış gibi bir daha gümledi Ulaaan Hakkııııııı. Siz de duydunuz mu... O sesi herkes duysun diye mi sokak sokak yirmi yıl Ulaaaaan Hakkkıııı diye bağırdı ulan Hakkı...Tavut fleto. Tavuk çorbalık. Tavuk baget but. Tavuk but. Tavuk pirzola. Tavuk kemiksiz göğüs. Koyun paça. Dana paça. İndirim böbrek. İndirim dana yürek. İndirim Koç yumurta. İndirimli şehit. İndirim Dana Dalak. İndirim Dana İşkembe. İndirim baş eti. Yeni mahsül Yalova Çiçek ıhlamur. Yeni mahsül hediyelik buğday. Yeni mahsül hediyelik şehit. Taze görülce. Kırık yarma. Ulaaaaan Hakkııııııı. Yeni mahsül çorum Nohut. İspir fasülyesi. Taze bakla. Cumra fasulye. O sessizlikte balkon karanlığında üç kişi değildiler, bir de kurusun diye paltoyu asmıştılar. Dondular. Paltoyu içeri aldılar. Palto kaskatı. Koyuyorsun ayakta duruyor. Demirden heykel gibi. Donmuş palto vitrin mankeni gibi koyuyorsun insan gibi ayakta duruyor. Ürkütüyor içinde genç bir adam eksik paltonun içi boş. Buz. Çelik döküm. O paltoyu giyindi. Üç arkadaş kaskatı yatağa girdiler gözlerini bir daha hiç kapatmadılar. O paltoyu bir daha sırtından çıkarmadı. Soğuk Palto. Giydikçe yanıyordu palto. Beyni yanıyor. İçi boş palto. File limon 2,50 TL. Kuzu kulağı. Fındık turp. Beypazarı havuç. Kuzu ıspanak. Çeri Domates. Ulaaan Hakkııııııı. Sert Sulu Starkin. Mayhoş elma. Ekmek ayvası. Çekirdeksiz İzmir Mandalina, çok tatlı 3 TL. Deve Dişi nar 4 TL. Trabzon Hurma 7 TL Aroma çilek çok tatlı 5 TL. Karadeniz Kiwi vitamin deposu 6 TL.

Armut çok tatlı 3 TL. Yerli anamur muz. Dana işkembe. Kuzu işkembe. Dana dalak. süt dana kaburga. Süt dana but. Ulaaaan Hakkııııııı... Günlük iç yağı. Tavuk kanat. Baget 7.90. Kıymalık kuşbaşı 23.90. Kuzu Bunbar geldi. Dana dil. Şırdan Bulunur.

Tatlı karacabey soğan. Patates taze sarı. Künefe Peyniri bulunur. Erzurum kıtlama şeker bulunur. Ulaaaan Hakkkııııııııııııııı. Urfa göğermiş. Kars göğermiş. Eriyen Peynir. Çeçil peyniri. Siverek tulum. Kelkit çökelek. Deri tulum. Konya tulum. Elazığ Tulum. Şavak tulumu 30 TL. Erzincan göğermiş 30 TL. Tavuk kebaplık. Poşetli banvit tavuk. Hindi göğüs sırtı.  Yaz kış o palto sırtında tam on yıl hiç çıkartmadan. Soğuk palto. Trafo palto. Boşluk palto. Çekme helva. Yaz helvası. Sade helvası. Poşetli tavuk. Poşetli şehid. Bursa bıçağı 5 TL. Tahta kaşık çeşidi 1,5 TL. Mangallık baget-but. Mangallık şehit. Mangallık Pirzola. Ulaaaaan Hakkııııııııı. Izgara kanat. But-lop et 35.50. O paltoyu sırtından atamadı. Uzaklaşamadı. Kaçamadı. Su içemedi. Yemek yiyemedi. Annesi şehir okul yitip gitti. Cengiz (ulan Hakkı) elinde küllük. Sokaklarda elinde hep küllük. Bir elinde sigarası bir elinde küllük. Küllük aşağı küllük yukarı küllük yanında hep küllük. O buzu çözmek için neler vermezdi. Bilal'in kafası uçup gitti güle oynaya Satürn Jüpiter beyaz çarşaf Ulaaan Hakkıııııııı. Gecenin 03.05'ine yapışıp fosil gibi kaldılar. Üç arkadaş bir daha birbiriyle hiç konuşamadı, bir araya gelemediler. Bütünlemeye üç kez girdi üçünde de sınıfta kaldı, sonunda hocası başına geldi, oğlum sınıfı geç diye yarım sayfa ders notundan soracağım, yarım sayfa, insan yarım sayfayı beş dakikada ezberler iki yıldır yarım sayfadan sınıfta kalıyorsun.. 3.05'de. Hiç görmedikleri bilmedikleri deriyi demir yapan bir sessizlik. Dünya, hiç bir şey, üç arkadaş. Üçünün de ders notları çok iyi iyiydi.. Hiç bir şeyle çarpıştılar bir  gecede solucan kabuklu böcek dilenci gibi oldular. Her biri allak bullak tımarhanelik ağızları sımsıkı. Paltonun üstünde içinde gözler açıldı sırıtmaya başladı paltonun üstüne ayetler inmeye başladı.  İlk gençlik yıllarının neşesi hiç bir şeyin altında kaldı. Üç genç adam  hiç bir şeyle çarpıştı bir anda üç beyni delik plastik kova oldular. Soğuk palto. Aşürelik yarma. Dermason fasulye. Bakla. Pakistan pirinci. Osmancık Baldosu. Ulaaaan Hakkıııııııııı. Yerli cin mısır. Çumra fasulye. Keçimen üzüm. Mürdüm üzüm. Beyaz nohut. Nevşehir nohut. Ilgaz Barbunya. Erzurum İspir şeker fasülye. Midyat Şehriyeli bulgur. Bafra pirinç. Sarı mercimek. Mas fasulye 8 TL. Aynı yer. Aynı taş. Aynı çalı. Ulaaan Hakkııııııı... Aynı tepeler. Aynı balkon. Aynı zınk. Aynı tepeler. Aynı  köpek kemik kösele pas teneke.

Karakovan balı. Petekli bal. Petekli şehid. Tuzlu tuzsuz yayık yağı. Köy selesi geldi. Sivas yaprak tulumu. Çoban peyniri. Dökme Kars çecili. Ev çemeni. Tava çeşitleri. Tava şehidi. Yaprak Tokat. Golden Elma.  Ulaaan Hakkııııııı. Çok tatlı Barkot Mandalina. Çok tatlı şehid. Mükemmel tel peyniri. Mükemmel şehid. Lüx eski kaşar.Enerji karışık. Gün kurusu kayısı. Kuru şehid. Kültür mantarı. Kültür şehid. Ulaaaan Hakkııııııııı. Sakız bakla. Sakız şehidi. Aynı yer. Aynı taş. Aynı çalılık. Aynı balkon. Aynı soğuk. Aynı palto. Osmanlı karışımı 48 TL.  Osmanlı şehid. Mısır patlama garantili. Patlamalı şehid. Saf ipek pul biber. Sumak. Urfa İsot. Elde dövme biber. Elde dövme şehit. İlaçlama pompaları. Ev haşere ilaçları. Ot ilaçları. Fare zehirleri. Amortiler değiştirilir. Amorti şehid. İkramiye ödenir.  İkramiye şehid. Bugün çekiliyor. Bugün Şehid. Sahibinden kiralık.  Sahibinden şehid. Helena Kuyumculuk. Mermercizade kuyumculuk. Her Perşembe 20.00'de TRT 1'de Mehmetçik Kutülü-amare. Mehmetçik şehid. Tevhid Et Lokantası. Saç makyaj kaş tasarım. Tasarım şehid. Ulaaaaan Hakkııııııııııı!

 

 



Paylaş | | Yorum Yaz
314 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Havalara sıçrayıp, mübarek Kandil Gecesi Amerikan füzelerine secde ediyorlar - 17/04/2018
Nihat Genç
Güncelleme dediğinizi biz bin yıl önce yaptık - 04/04/2018
Bu başı kavgaya veren yüzbinler milyonlar hala bu topraklarda hala aynı insanlık ateşiyle aynı aşkla başını kavgaya vermek için sırasını beklemiyor mu?
Mehdilik makamına Erdoğan mı geliyor - 15/03/2018
Nihat Genç
Erbakan Hoca bu isimler için “Siyonizmin uşaklığını yapıyorlar” demişti - 04/03/2018
Erbakan Hoca'ya baş kaldırıp Erbakan hocayı arkadan hançerleyip 'milli görüş'gömleğini çıkartanlar bu kadrolar değil miydi?
80 yıldır süren CHP düşmanlığının altında Menderes’in o sözleri var - 27/02/2018
Nihat Genç
Neden sessizler - 22/01/2018
Nihat Genç
Bu formülü hızla çözün - 17/01/2018
Kaan Salıcı, Erdoğan Toprak, ve Artı Bir ve 10 Aralık Hareketi (ve sonra bu gruba Aykut Erdoğdu da katıldı, ve Kaftancıoğlu’nu destekleyen diğer grupları da ekleyin) ve lütfen bu formülü çözüverin.
Zırvalığın dibi budur - 11/01/2018
Amerika’da doktorasını yapmış akademisyen Yavuz Örnek’in TRT’de söylediği ‘Nuh peygamber cep telefonuyla aradı’ cümlesi topraklarımıza uzaydan bir meteor taşı gibi düştü, millet neye uğradığını şaşırdı.
Candaş Tolga'ya ve Hadi Özışık’a cevap - 06/01/2018
Candaş Tolga Işık denen zıpçıktının yalanlar dolu açıklama metnini Odatv gazetecilik etiği deyip yayınladı.
 Devamı